Monday, January 27, 2014

Hasta Bakim Teknigi Hasta Bakiminda

Aile İçindeki Hasta, Hasta Bakım Planı, Hasta Bakımında

Hasta, yardıma gereksinme duyan bir kişidir. Bu nedenle, has­taya bakacak olan aile bireyinin ya da bireylerinin belirli konularda bilgili olması gereklidir. Üstelik, hastayı tedavisine alan doktor da hastasının iyi, gerektiği gibi bakılmasını ve bir dok­tor olarak, isteklerinin eksiksiz ve kusursuz yerine getirilmesi­ni ister. İşte bu nedenlerle, doktorun isteklerinin aile bireyleri tarafından normalin üstünde bir anlayış ve özenle yerine geti­rilmesi gerekir. Hasta, nasıl evini ve ailesini bırakıp bir has­taneye gitmek istemezse, aile bireyleri de hastasını hastaneye yatırmak istemez, çünkü bu, her iki taraf için de gerçekten üzücü olur.

Hastanelerde her hasta için ayrı özel bir bakıcı bulu­namayacağından, kurtulması olanaksız bir hasta en güç dö­nemlerini aile ortamında çok daha kolay geçirir. Ancak, has­tanın, evde bakılması olanak dışıysa, bir hastaneye yatırılması salık verilir.

Ailede hastaya bakacak kişi, Hasta Bakım Tekniği

Hasta bakımı, üzerindeki bilgileri yetersiz bile olsa, aile birey­leri hastanın asıl bakıcıları niteliğindedir. Duygusal yetenek­leri nedeniyle, kadınlar, bir hastanın bakımına erkeklerden çok daha yatkındırlar. Özellikle, bir anne dayanıklılığı, titizliği ve karşısındakine vereceği güven nedeniyle, aile bireyleri ara­sında hastanın bakımını yükümlenecek en uygun kişidir. Ta­bii, aile bireyleri de hasta bakıcılığı niteliğine bürünen anne­ye yardımcı olacaklardır. Bir hasta bakımı için biraz pratik bilgi sahibi olmak ve alınacak gerekli önlemleri bilmek yeter­lidir. Bu bölümde, hastaların durumlarına açıklık kazandıra­cak gerekli ve yeterli bilgiler verilecektir.

Doktor

Hasta, doktordan yardım ve öğüt bekler. Hasta, doktor teda­visi aracılığıyla tekrar eski sağlığına kavuşmak ister. Hasta­nın tekrar eski sağlığına kavuşması, doktorla hasta arasında­ki karşılıklı güven ve iyi ilişkilere bağlıdır. Başarılı bir doktor, iyi bir sosyal eğitim görmüş kişidir. Doktor, yaşamının büyük bir bölümünü hastalarına ayırır, onların acılarını ve duygula­rını paylaşır. Buna karşılık bir doktor, hastasının iyileşmesi için, isteklerinin ve önerilerinin kusursuz yerine getirileceğin­den kuşku duymamalıdır. Doktor, hastasından neler isteyebi­leceğini ve istemek zorunluğunda bulunduğunu çok iyi bilir. Bu yönden, hastaya bakacak kişinin de doktora yardımcı ol­ması gereklidir. Bunun için de doktorla bakıcı arasındaki iliş­kiler iyi ve olumlu olmalıdır. Doktor, hastası üzerindeki genel bilgileri, hastanın bakıcısından öğrenir. Uzun tedavi gerektiren hastalıklarda, hastanın ateşli durumunu gösterecek bir çizelge­nin hazırlanması gerekir. Eğer doktor özel bir muayene ya da pansuman yapacaksa, doktor için gerekli olan hazırlıklar ön­ceden yapılmalıdır. Oda, ışık yönünden zengin olmalı ve temiz­lik yönünden, doktorun ellerini yıkama olanağı sağlanmalıdır.

Hemşire ya da hastabakıcı, Yatalak Hasta bakımı

Hemşire ya da hastabakıcılar, öğrenim yapmış ve bu konular­da sınav vermiş kişilerdir. Doktorlar gibi hemşireler ya da has­tabakıcılar da meslek sırrını saklamak zorundadırlar. Meslek edinilmiş bakıcılık, yüksek ahlak, ruhsal, vücutsal dikkat ve özen gerektirir. Hemşire ya da hastabakıcılar, aile bireylerin­den ayrımlı olarak, kendilerine tamamen yabancı olan hasta­lara ölçüsüz şefkat göstermeli ve hastaları için fedakâr olma­lıdırlar. Bıkmadan, yorulmadan hastalara bakmak, onların is­teklerini, dileklerini yerine getirmek ve onlara her yönden yar­dımcı olmak, onları rahatlatmak yükümlüğündedirler. Hasta­ların güvenini kazanarak onların en güç dönemlerinde sakinle­şip rahatlamalarını sağlayabilmelidirler.
Bakım, önlemlerin zamanında alınması, doktorun istek­lerinin kusursuz ve eksiksiz yerine getirilmesi, hastaların dü­zenli kontrolları hemşire ya da hastabakıcıların görevleri ara­sındadır. Hastaların bu konularda çok daha titiz olabilecekle­rini göz önüne alarak, hemşire ya da hastabakıcıların giyim ve kuşamlarına, temizliklerine önem vermeleri gereklidir. Başla­dıkları işi ara vermeden bitirmeleri, sakin olmaları ve yüksek sesle konuşmamaları aranan niteliklerdendir.
Bakım, hastayı rahatsız etmemelidir. Özellikle, yaşlı has­taların bakımında, onlara acı vermekten kaçınmalı ve onları rahat ettirmek için özel bir çaba harcanmalıdır. Her şeyden önce hastanın morali yüksek tutulmalı ve hastanın verdiği ya­şam çabasında ona yardımcı olunmalıdır.
Hemşire ya da hastabakıcıların çoğunluğu hastane ve res­mi kuruluşlarda görevlidir; ama özel olarak çalışanlar da bu­lunabilmektedir.
Devamını Oku »

Hasta Bakimi Evde Yasli Bakim Bilgileri



Evde Hasta bakım için genel bilgiler, Evde Hasta Bakımı
Hastane kavramının yerleşmesinden ve hastanelerin kurul­masından çok önce hastalar kendi evlerinde tedavi edilirdi. Es­ki dönemlerde hastane, yalnız askeri örgütlere ve kuruluşlara özgüydü. Ancak ortaçağların başlarında hastane kavramı yer­leşti ve hastaneler yaygınlaşıp çoğalmaya başladı.
Moral çöküklüğü içinde bulunan ve terkedilmiş olduğu gi­bi yanlış bir kanıya kapılan hasta, hastanede tedavi edilmek ister, ama her hastalık bir hastane tedavisini gerektirmez. Gü­nümüzde hastanelerin yetersiz oluşu nedeniyle, ameliyat ya da özel bakımı gerektiren ve hastane tedavisini zorunlu kılan va­kalar dışında, bir hastanın bakımı evde yapılabilir.
Eğer evde hastaya bakabilecek bireyler varsa, hastalığın niteliği veya ağırlığı bir hastane tedavisini gerektirmiyorsa, hastanın evde tedavi edilip bakılmaması için ortada hiçbir ne­den yoktur. Hatta, gerekli araç ve gereç sağlanabildiği takdir­de, sağlıklı bir kadın rahatlıkla evinde doğum bile yapabilir. Aynı sözleri, ölüm yatağında olan bir hasta için de söyleyebi­liriz, çünkü ölüm halinde olan bir hasta son soluğunu sevdiği kişilerin arasında vermek ister.
Devamını Oku »

Canlilarin Beslenmesi Hakkinda

Canlılarda Beslenme

Canlıların Beslenmesi Genel olarak incelendiğinde hayvanların ve bitkilerin benzer besleyici madde ve elementlere gereksinimi vardır. Bitkiler topraktan su ve mineral maddeleri, havadan ise karbondioksit alırlar. Bunları güneşten elde ettikleri enerjiyi kullanarak kompleks moleküller haline getirirler. Hayvanlar ise bit­kileri veya birbirlerini yiyerek, hem enerjilerini hem de vücutlarına gerekli maddeleri bu gıdalardan temin ederler. Hayvanların bitkilere göre avantajı ise beslenmelerinde temel bileşikler olan aminoasitleri, yağ asitleri, basit şe­kerleri, diğer bitki ve canlıları yiyerek elde edebilmeleridir. Bitkiler bu mad­deleri direkt olarak elde edemezler, önce basit nişastayı sentezlemeleri gere­kir. Öte yandan hayvanlardaki proteinler birbirinin aynı değildir. Örneğin, bir geyikteki protein maddesi ile kurttaki birbirinden farklıdır. Bununla bir­likte hayvanlar, bitkilerden farklı olarak hayatta kalmalarını sağlayan bazı önemli aminoasit ve birçok vitamini kendileri sentezleyemezler ve bunları mutlaka diğer canlılardan özellikle de bitkilerden elde etmek zorundadırlar.
Devamını Oku »

Canlıların Özellikleri

Canlıların Özellikleri Nelerdir

Çok eski çağlardan beri canlılar ile cansızlar arasındaki farklarla ilgili olarak yorumlar yapılmıştır. Bilim dallarının henüz gelişmediği o yıllarda bu düşünceler felsefi tartışmalardan ileri gidemiyordu. Ancak canlılar hakkında bilgilerimiz arttıkça bu konuda birçok kanıt elde edilmiştir. Çevremizdeki varlıkları araştırmacı bir gözle incelersek canlı ve cansızları belli başlı şu özellikleri ile birbirinden ayırt edebiliriz.

1. Canlıların en önemli ortak özelliklerinden biri temel yapı birimleri­nin hücre olmasıdır. Hücreler bir mikroskop altında, hatta bazen büyüteç ve nadir de olsa çıplak gözle gözlenebilen yapılardır. Örneğin tavuk ve balık yumurtaları gözle görebildiğimiz hücrelerdir. Cansızların ise belirgin bir hüc­re yapıları yoktur. Bazen kristal yapıda görülebilirler.
2. Canlıların beslenme gereksinimleri vardır. Bütün canlılar dışarıdan aldıkları bir takım maddeleri kendi canlı maddeleri içerisine katabilirler. Bu olaya asimilasyon (özümleme) denir. Diğer taraftan da canlılar kendilerin­deki maddelerin bir kısmını parçalayarak yaşamları için gerekli olan enerji­nin açığa çıkmasını sağlarlar. Bu olaya da disimilasyon (katabolizma = madde yıkımı) denir. Cansız cisimlerin besin gereksinimleri yoktur. Bu ne­denle cansızlar metabolik faaliyetleri gösteremezler. Canlılar metabolik olaylar sonucu, büyümeleri için gereken yapı maddelerini oluşturur ve enerji açığa çıkarırlar. Bütün canlılarda metabolik olaylar görülür.
3. Canlılar uyarılabilir ve uyarana yanıt verebilirler. Yani çevrelerin­deki fiziksel ve kimyasal uyaranlara tepki gösterirler. Cansızlar ise, uyaran­lara karşı belli bir tepki göstermezler.
4. Canlılarda dış ortam farklı olmasına rağmen, iç ortam sabit tutulur. Buna homeostazi denir. Cansızlarda böyle bir durum yoktur.
5. Canlılar üreme özelliğine sahiptirler. Kendilerinin benzeri olan or­ganizmaları meydana getirirler. Cansızlarda ise üreme gibi faaliyetler görülmez.
6. Canlılar bulundukları ortama uyum (adaptasyon) yeteneğine sahip­tirler. Cansızlarda adaptasyon görülmez.
7. Canlılar hareket yeteneğine sahiptir. Bütün canlılar hareket ederler ya da durum değiştirirler. Bu hareket içten gelen bir enerji ve yönetim ile yer değiştirme şeklinde yapılır. Cansızlar ise herhangi bir kuvvet uygulanmadık­ça hareket edemezler. Yani yer değiştiremezler.
8. Canlılar doğma, büyüme, gelişme ve ölüm gibi niteliklere sahiptir. Cansızlar da ise yaşam belirtisi olmadığı gibi bu özelliklerin hiçbiri görülmez.
9. Canlıların büyük bir çoğunluğu belli bir organizasyon gösterir (sindirim, dolaşım,boşaltım sistemleri gibi). Cansızlar da ise böyle bir organizas­yon söz konusu değildir.
Devamını Oku »

Canlilar Bilimi Nedir

Canlılar Bilimi ve Canlı Bilimi

Dünya üzerinde gelişen uygarlıklarda üretilmiş olan bilgi ve teknoloji­ler M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllarda gelişmeye başlayan eski Yunan uygarlığında bütünleşmiş, üretilen yeni bilgi ve teknolojiler de bunlara katılarak insanlık hizmetine sunulmuştur. M.S. 3. yüzyıla kadar geçen zaman içerisinde biyo­loji, fizik, kimya, astronomi ve tıp, matematik hariç hep felsefenin çerçevesi içerisinde kalmıştır. Bu yüzyılda bilim alanlarıyla uğraşan filozoflar hem fel­sefeci, hem de bilim adamlarıdır. M.S. 3.yüzyıldan sonra batı dünyasında bilimsel gelişmeler çok yavaşlamış ancak 15.yüzyıldan sonra rönesansın et­kisiyle bilimde canlanmalar görülmüştür. 16. yüzyıldan itibaren önce fizikte sonra fen bilimlerinde büyük gelişmeler olmuştur. 18.yüzyılda tıp ve sağlık bilimleriyle fen bilimlerinde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Bugün bilim dal­ları felsefeden tamamen ayrılmış, fen bilimleri, sosyal ve beşeri bilimler ile tıp ve sağlık bilimleri olmak üzere 3 grupta toplanmıştır. Fen bilimlerinden biri olan Biyoloji canlı varlıkları inceleyen bir bilim dalıdır. Biyoloji terimini 1801 yılında Lamarck ve Treviranus birbirlerinden habersiz kullanmışlardır. Biyoloji terimi, eski Yunanca'da bios (hayat) ve logos (bilim) sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Bugünkü bulgularımıza göre biyoloji, canlıla­rın yapılarını, işleyişlerini, türleriyle ve çevre ile ilişkilerini inceleyen bir bi­limdir.
Devamını Oku »

Romatizma Doktor Teshisi

Romatizmada Doktor teşhisi, Romatizma Teşhisi

Eklem iltihabı belirtisi olan herkes hemen bir dok­tora görünmelidir. Doktor, hastasının belirtileri hakkında ona sorular sorarak, eklemleri ve vücudun kalp ve akciğerler gibi organlarını ayrıntılı bir biçimde in­celer ve hastalığa teşhis koyar. Teşhisi kesinleştir­mek için kan testlerine ve eklemlerin röntgen filmi­ne ihtiyaç duyulacaktır. Belirtilerin özelliklerine gö­re, bazen daha başka özel testlere de gerek duyula­bilir. Hastaların çoğu anemiktir (kan yetersizliği) ve yaklaşık yüzde 75'i kanlarında, çok değerli bir ipucu olan özel bir faktör —romatizmal faktör— taşır. Baş­ka bir test, ince, uzun ve dik bir tüpe yerleştirildiğin­de kanın hangi oranda çöktüğünü ifade eden "kan sedimantasyon oranı"dır. Testin tamamlanma süre­si olan bir saatin içinde, daha aktif olan arteritlerde tüpe daha fazla kan damlayacaktır. Röntgen filmleri minicik, her şeyi açığa vuran "çöküntüler", yani ilti­hap kapmış albüminli zarın zedelediği eklemlerdeki harap bölgeleri gösterebilir. Bazen doktor, şişmiş eklem bölgesine bir iğne batırarak elde ettiği sıvıyı, in­celenmek üzere laboratuvara göndermek isteyebilir.
Devamını Oku »

Romatizmal Arterit Artrit Hastaligi İltihap

Romatizmal Arterit, Romatizma Hastalığı

Romatizmal arterit, tipik bir biçimde kollar ve ba­caklar gibi vücudun iki yanındaki eklemleri birlikte etkiler ve zaman zaman gelip giden belirtilerle orta­ya çıkar.

Dünyanın değişik yerlerinde yapılan araştırmala­ra göre, romatizmal arterit, arteritlerin en yaygın türlerinden biridir ve yaklaşık olarak insanların yüzde 2-3'ünde görülür. Ancak bu hastalığa ilkel topluluklarda pek rastlanmaz. Bilinmeyen nedenlerle, kadın­ların bu tür arterite yakalanma olasılıkları erkeklerden üç kat fazladır. Hastalık, bebeklerden yaşlılara kadar her yaşta gelişebilirse de, en yaygın olarak 25-55 yaşları arasında olanlarda görülür.

İltihap ve Arterit, İltihaplı Romatizma

Arteritin karakteristik göstergesi, eklem dokula­rının bazı türden yaralanma ve zedelenmelere karşı bir reaksiyonu olan "iltihap"tır. Bu tür reaksiyonun yol açtığı sonuçlar eski zamanlarda bile biliniyordu. Milattan sonra birinci yüzyılda yaşayan Romalı fizik­çi Celsus, iltihabın belli başlı dört işaretini şöyle sıralıyordu: Yanma, acı, kızarıklık ve şişme (Latince ad­larıyla, calor, dolor, rubar ve tumor). Bunlara beşinci bir işaret olarak zaman zaman işlev kaybı (funcito laesa) da eklen ir. Bu tanım, genel olarak iltihabın ne ol­duğunu ifade etmek için yapılmış olsa da, bugün ek­lem iltihapları için hâlâ geçerliliğini korumakta ve ar­terite maruz kalmış hastaların yakından tanıdığı be­lirtileri oldukça doğru bir biçimde yansıtmaktadır. Bu belirtilere, vücut ısısında hafif bir yükselme, baş ağ­rısı, iştah kaybı ve genel bir halsizlik hissi de ekle­nebilir.

Bu belirtilere karşı vücudun gösterdiği değişik­liklerin oldukça karmaşık olduğunu bugün artık bili­yoruz. En basitinden, vücudun, etkiye maruz kalmış ekleme daha fazla kan göndermesi sonucunda albü­minli zarda bulunan kan damarları genişler. Daha son­ra, kan damarı çeperleri, kanı oluşturan maddelerden ikisi olan protein ve kan sıvısını çevredeki dokuların içine sızdırır. Başka bir karakteristik değişme, akyuvarların (lökositlerin) bu kan damarlarının dışına çık­masıdır. Kan damarlarının böylece şişmesi ve iltihaplı dokulardaki sıvı toplanması, ilk kez Celsus tarafın­dan gözlenen kızarıklık, yanma ve şişmenin nedeni­ni açıklar. Acı hissi, eklem içindeki sinir ucunun uyarılmasından gelir; ancak, bunun nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. İltihabı ilk başlatan şeyin ne olduğunu bulmak için arterit konusunda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar, vücutta doğal olarak bulunan birçok kimyasal maddenin iltihaba yol açtığını ortaya çıkarmıştır.

Eklemdeki yaralanma ya da zedelenme geçiciyse, ya da şiddetli değilse, akut iltihap (ya da albüminli zar iltihabı) geriler ve vücudun onarma faaliyeti başlar. Kan damarları normal ölçülerine döner, normal kan dolaşımı kurulur, akyuvarlar ölür ya da yeniden kan damarlarının içine girer, dokudaki sıvı, dolaşım içine çekilir ve yaralı hücrelerin yerine yenileri yer­leştirilir. Öte yandan, iltihaba yol açan nedenler var­lığını sürdürüyorsa, arterit de sürer ya da bir başka deyişle müzminleşir. Yukarıda tanımlanan belirtiler ve işaretler arteritin bu türünde daha az şiddetliyseler de, gene de rahatsız edicidirler. İyileşme kısmidir ve "zaman zaman" alevlenen iltihapla yan yana görülür. Bu müzmin iltihabın ana özelliği, eklemi as­tarlayan zarın, küçüklü büyüklü değişik tipte hücre­ler tarafından süzülmesidir. Vücut, dışardan giren maddeleri ihraç etmede başarısızlığa uğrar ve göre­vini biraz şaşırır. Bu arada bazı hücreler iltihap üret­meye başlar.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, bu hücre­lerden bazılarının eklemlerdeki zedelenmelerle ilgi­si konusuna ışık tutmuşlardır. Vücut, normal olarak "kendinden olan"la "yabancı olan"ı ayırt edebilir. Bu­na, vücudun "bağışıklık sistemi" denir. Bazı durum­larda bu sistem bozulur ve vücudun savunma hücreleri vücuda karşı antikor (hastalık-yapıcı "yabancı öğeleri yok etmek için vücut tarafından geliştirilen maddeler) üretmeye başlar. Bunlar bazen doku zede­lenmesine yol açacak kadar çoğalırlar. Kötü bir kısır döngü başlamıştır artık: İltihabın yol açtığı eklem ze­delenmesi vücudun antikor üretmesine neden olur, bu antikorlar daha fazla iltihap üretir ve daha çok za­rara yol açar.

Eklemlerdeki değişiklikler


Eklemlerdeki değişiklikler, kalınlaşarak katlanan albüminli zarın iltihaplanmasından ibarettir. Zar için­de sayıları sürekli artan hücreler, değişik türlerdeki alyuvarlar ve zarın her zamankinden daha fazla kan­la dolması bu iltihaplanmaya yol açan başlıca öğe­lerdir. Bunlar, dokunun "öfkelenmesine" yol açar; mafsal kıkırdağına sıçrar ve eklem sıvısındaki enzim­lerle (hücreler tarafından üretilen kimyasal maddelerle) birlikte kıkırdağı kemirerek aşağıdaki kemiğe doğru yönelir. Bu değişiklikler, eklemi deforme edip yerinden oynatarak zedelenmesine yol açar. Bol mik­tarda protein ve çok sayıda hücre ihtiva eden gere­ğinden fazla sıvı, eklem içine yerleşir. Seyrek olarak, çok şiddetli durumlarda kıkırdak kötü biçimde tah­rip olabilir ve kemik ucu yaralı dokuyla birleşebilir.
Devamını Oku »