Showing posts with label Romatizma Hastaligi. Show all posts
Showing posts with label Romatizma Hastaligi. Show all posts

Monday, January 27, 2014

Romatizma Doktor Teshisi

Romatizmada Doktor teşhisi, Romatizma Teşhisi

Eklem iltihabı belirtisi olan herkes hemen bir dok­tora görünmelidir. Doktor, hastasının belirtileri hakkında ona sorular sorarak, eklemleri ve vücudun kalp ve akciğerler gibi organlarını ayrıntılı bir biçimde in­celer ve hastalığa teşhis koyar. Teşhisi kesinleştir­mek için kan testlerine ve eklemlerin röntgen filmi­ne ihtiyaç duyulacaktır. Belirtilerin özelliklerine gö­re, bazen daha başka özel testlere de gerek duyula­bilir. Hastaların çoğu anemiktir (kan yetersizliği) ve yaklaşık yüzde 75'i kanlarında, çok değerli bir ipucu olan özel bir faktör —romatizmal faktör— taşır. Baş­ka bir test, ince, uzun ve dik bir tüpe yerleştirildiğin­de kanın hangi oranda çöktüğünü ifade eden "kan sedimantasyon oranı"dır. Testin tamamlanma süre­si olan bir saatin içinde, daha aktif olan arteritlerde tüpe daha fazla kan damlayacaktır. Röntgen filmleri minicik, her şeyi açığa vuran "çöküntüler", yani ilti­hap kapmış albüminli zarın zedelediği eklemlerdeki harap bölgeleri gösterebilir. Bazen doktor, şişmiş eklem bölgesine bir iğne batırarak elde ettiği sıvıyı, in­celenmek üzere laboratuvara göndermek isteyebilir.
Devamını Oku »

Romatizmal Arterit Artrit Hastaligi İltihap

Romatizmal Arterit, Romatizma Hastalığı

Romatizmal arterit, tipik bir biçimde kollar ve ba­caklar gibi vücudun iki yanındaki eklemleri birlikte etkiler ve zaman zaman gelip giden belirtilerle orta­ya çıkar.

Dünyanın değişik yerlerinde yapılan araştırmala­ra göre, romatizmal arterit, arteritlerin en yaygın türlerinden biridir ve yaklaşık olarak insanların yüzde 2-3'ünde görülür. Ancak bu hastalığa ilkel topluluklarda pek rastlanmaz. Bilinmeyen nedenlerle, kadın­ların bu tür arterite yakalanma olasılıkları erkeklerden üç kat fazladır. Hastalık, bebeklerden yaşlılara kadar her yaşta gelişebilirse de, en yaygın olarak 25-55 yaşları arasında olanlarda görülür.

İltihap ve Arterit, İltihaplı Romatizma

Arteritin karakteristik göstergesi, eklem dokula­rının bazı türden yaralanma ve zedelenmelere karşı bir reaksiyonu olan "iltihap"tır. Bu tür reaksiyonun yol açtığı sonuçlar eski zamanlarda bile biliniyordu. Milattan sonra birinci yüzyılda yaşayan Romalı fizik­çi Celsus, iltihabın belli başlı dört işaretini şöyle sıralıyordu: Yanma, acı, kızarıklık ve şişme (Latince ad­larıyla, calor, dolor, rubar ve tumor). Bunlara beşinci bir işaret olarak zaman zaman işlev kaybı (funcito laesa) da eklen ir. Bu tanım, genel olarak iltihabın ne ol­duğunu ifade etmek için yapılmış olsa da, bugün ek­lem iltihapları için hâlâ geçerliliğini korumakta ve ar­terite maruz kalmış hastaların yakından tanıdığı be­lirtileri oldukça doğru bir biçimde yansıtmaktadır. Bu belirtilere, vücut ısısında hafif bir yükselme, baş ağ­rısı, iştah kaybı ve genel bir halsizlik hissi de ekle­nebilir.

Bu belirtilere karşı vücudun gösterdiği değişik­liklerin oldukça karmaşık olduğunu bugün artık bili­yoruz. En basitinden, vücudun, etkiye maruz kalmış ekleme daha fazla kan göndermesi sonucunda albü­minli zarda bulunan kan damarları genişler. Daha son­ra, kan damarı çeperleri, kanı oluşturan maddelerden ikisi olan protein ve kan sıvısını çevredeki dokuların içine sızdırır. Başka bir karakteristik değişme, akyuvarların (lökositlerin) bu kan damarlarının dışına çık­masıdır. Kan damarlarının böylece şişmesi ve iltihaplı dokulardaki sıvı toplanması, ilk kez Celsus tarafın­dan gözlenen kızarıklık, yanma ve şişmenin nedeni­ni açıklar. Acı hissi, eklem içindeki sinir ucunun uyarılmasından gelir; ancak, bunun nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. İltihabı ilk başlatan şeyin ne olduğunu bulmak için arterit konusunda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar, vücutta doğal olarak bulunan birçok kimyasal maddenin iltihaba yol açtığını ortaya çıkarmıştır.

Eklemdeki yaralanma ya da zedelenme geçiciyse, ya da şiddetli değilse, akut iltihap (ya da albüminli zar iltihabı) geriler ve vücudun onarma faaliyeti başlar. Kan damarları normal ölçülerine döner, normal kan dolaşımı kurulur, akyuvarlar ölür ya da yeniden kan damarlarının içine girer, dokudaki sıvı, dolaşım içine çekilir ve yaralı hücrelerin yerine yenileri yer­leştirilir. Öte yandan, iltihaba yol açan nedenler var­lığını sürdürüyorsa, arterit de sürer ya da bir başka deyişle müzminleşir. Yukarıda tanımlanan belirtiler ve işaretler arteritin bu türünde daha az şiddetliyseler de, gene de rahatsız edicidirler. İyileşme kısmidir ve "zaman zaman" alevlenen iltihapla yan yana görülür. Bu müzmin iltihabın ana özelliği, eklemi as­tarlayan zarın, küçüklü büyüklü değişik tipte hücre­ler tarafından süzülmesidir. Vücut, dışardan giren maddeleri ihraç etmede başarısızlığa uğrar ve göre­vini biraz şaşırır. Bu arada bazı hücreler iltihap üret­meye başlar.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, bu hücre­lerden bazılarının eklemlerdeki zedelenmelerle ilgi­si konusuna ışık tutmuşlardır. Vücut, normal olarak "kendinden olan"la "yabancı olan"ı ayırt edebilir. Bu­na, vücudun "bağışıklık sistemi" denir. Bazı durum­larda bu sistem bozulur ve vücudun savunma hücreleri vücuda karşı antikor (hastalık-yapıcı "yabancı öğeleri yok etmek için vücut tarafından geliştirilen maddeler) üretmeye başlar. Bunlar bazen doku zede­lenmesine yol açacak kadar çoğalırlar. Kötü bir kısır döngü başlamıştır artık: İltihabın yol açtığı eklem ze­delenmesi vücudun antikor üretmesine neden olur, bu antikorlar daha fazla iltihap üretir ve daha çok za­rara yol açar.

Eklemlerdeki değişiklikler


Eklemlerdeki değişiklikler, kalınlaşarak katlanan albüminli zarın iltihaplanmasından ibarettir. Zar için­de sayıları sürekli artan hücreler, değişik türlerdeki alyuvarlar ve zarın her zamankinden daha fazla kan­la dolması bu iltihaplanmaya yol açan başlıca öğe­lerdir. Bunlar, dokunun "öfkelenmesine" yol açar; mafsal kıkırdağına sıçrar ve eklem sıvısındaki enzim­lerle (hücreler tarafından üretilen kimyasal maddelerle) birlikte kıkırdağı kemirerek aşağıdaki kemiğe doğru yönelir. Bu değişiklikler, eklemi deforme edip yerinden oynatarak zedelenmesine yol açar. Bol mik­tarda protein ve çok sayıda hücre ihtiva eden gere­ğinden fazla sıvı, eklem içine yerleşir. Seyrek olarak, çok şiddetli durumlarda kıkırdak kötü biçimde tah­rip olabilir ve kemik ucu yaralı dokuyla birleşebilir.
Devamını Oku »

Romatizma Eklem Kas Romatizmasi

Romatizma Nedir, Romatizmal Hastalıklar Hakkında Bilgiler
Basit olarak bir eklemdeki iltihabı anlatmak için kullanılan "arterit" sözcüğü, eski Yunancada eklem anlamına gelen arthron ve iltihap anlamına gelen itiş sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. Arteritin en be­lirgin özelliklerinden biri, etkiye maruz kalmış ekle­mi astarlayan albüminli zarın ya da synovium'un iltihaplanmasıdır. Buradan da anlaşılabileceği gibi, has­talığı tam olarak ifade etmese de, arterit yerine "al­büminli zar iltihabı" da ikinci bir adlandırma olarak kullanılabilir. Öte yandan "romatizma", kaslardaki ve eklemlerdeki çeşitli acı ve ağrıları anlatmak için ge­nellikle kullanılan karmaşık bir terimdir ve farklı ki­şiler için farklı anlamlar taşır. Bazıları için romatiz­ma bir arterit türüyken, bazıları için tanımı çok daha zor bir şeydir. Doktorlar bile kesin bir tanım üzerin­de anlaşabilmiş değillerdir! Kaslar, tendonlar ve vü­cut bağları gibi yumuşak dokulardaki ağrı ve tutul­ma (katılaşma) anlamına gelen "yumuşak doku romatizması" ifadesi, romatolojistlere (romatizmal hastalıklarla uğraşan uzmanlar) daha kabul edilebi­lir bir tanımlama gibi görünmeye başlamıştır.

Eklemlerin yapısı, Eklem Romatizması

Arteritleri kavramak ve önlemlerini anlamak, ek­lemlerin temel yapılarını bilmeniz durumunda daha kolay olacaktır. Bir eklem, her şeyden önce iki kemiğin karşı karşıya geldiği yerdir. Çok çeşitli türleri var­sa da, eklemler iki temel kategoriye ayrılabilirler: Bi­rinci kategoriye giren eklemler fazla hareketli değil­dir ve oyukları yoktur; ikinci kategoriye girenler ise rahatça hareket ederler ve her eklemin bir oyuğu vardır.

Birinci tür eklem synarthrosis diye bilinir ve lifli doku ile mafsal kıkırdağından ya da bunların ikisinin bileşiminden oluşur. Bu tür eklemlerin örnekleri ka­fada ve belkemiğinde bulunabilir. İkinci tür eklem ar­teritlerden çok sık etkilendiği için, burada bu eklem türünün yapısını anlamak ve nasıl çalıştığını çok fazla ayrıntıya girmeden de olsa incelemek önemlidir. Bu eklem türü —albüminli eklem yada diarthrosis— vü­cutta en yaygın olan eklemdir ve omuzda, dirsekte, bilekte, parmakta, kalçada, dizde ayak bileğinde ve ayak parmağında bulunabilir. Bazıları ikiden fazla ke­mikten oluşsa da, temel yapıları değişmez. Kemik­lerin uç kısımları kıkırdak ya da mafsal kıkırdağıyla kaplanmıştır. "Mafsal kıkırdağı" çok sayıdaki sürtün­menin etkilerini bertaraf eden düz, parlak bir yüzeye sahiptir. Bu kıkırdak bir ölçüde esnek ve içinde sinir olmadığı için, "duyarsız"dır. Eklemlerin sürekli ha­reket halinde olmalarının yol açabileceği etkilenme­ler bu yüzden acı duymadan atlatılır. Biri dışbükey (dışa kıvrık), öbürü içbükey (içe kıvrık) olan bu iki yü­zeyin karşılıklı teması, eklemin çalışmasında temel bir işlev görür. Bu uygun biçimli "karşılaşma"daki herhangi bir bozulma mafsal kıkırdağının tahribata uğramasına yol açar ve vücudun böyle bir durumu gi­dermek için yapabileceği çok şey yoktur.

Eklemi uygun bir çalışma düzeni içinde tutmaya yarayan ve eklem duvarlarına tutunmuş çok sağlam yapılı lifli kapsüller, temas halindeki kemikleri sıkı­ca birbirine bağlar. Vücut bağları, tendonlar ve kas­lar da hareketlerine yol göstererek ya da bu hareket­leri sınırlayarak eklemlere ek destek sağlar. Kapsü­lün hastalığa karşı güçlü bir direnme yeteneği vardır ama, hastalığı bir kez kaptıktan sonra zor iyileşir. Kapsülün iç kısmını astarlayan ince, parlak bir tabaka var­dır ki, mafsal kıkırdağı dışında, eklemin içindeki bü­tün yüzeyleri kaplar. "Albüminli zar" denilen bu ta­baka, az miktarda temiz, saman renginde ve yapış­kan bir sıvı üretir. Bu albüminli sıvı'nın çok önemli iki işlevinden biri, harekete geçtiklerinde eklem yü­zeylerini "yağlamak", öbürü ise, özellikle mafsal kı­kırdağı olmak üzere eklemin iç kısmını beslemektir. Kapsülün tersine, albüminli zar bol miktarda ka­na ve kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Mafsal kıkırdağında ise ne kan damarı ne de sinir var­dır. Sinirler, albüminli zarda ve kapsülde bulunur. Gö­revleri, öncelikle acıyı duyurmak, sonra da sabit ek­lemlerde duruş pozisyonunu, hareketli olanlarda da hareketlilik derecesini saptayarak beyne ek bilgi ilet­mektir. Beyninizin, eklemlerinizin ne yaptığının far­kında olduğunu, gözleriniz kapalıyken bile sınayabi­lirsiniz.
Devamını Oku »