Showing posts with label Seker Hastaligi (Diyabet). Show all posts
Showing posts with label Seker Hastaligi (Diyabet). Show all posts

Saturday, April 9, 2016

Oruç, diyabetle mücadelede etkili olur mu


Oru. ? Diyabet ?

Dünya Sağlık Örgütü, diyabet alarmı verdi.

Dünyada her 11 kişiden birini etkileyen hastalık, Avrupa ülkeleri arasında en hızlı artışı Türkiye'de gösteriyor.

Diyabetle mücadelede, hayat tarzını değiştirmek kilit önemde.

Aşırı kilo ve hareketsiz bir yaşam, Tip 2 diyabetin önünü açan ana unsur olarak görülüyor.

Oxford Üniversitesi Genetik Profesörü Frances Ashcroft, kilo sorununu kontrol etmek için aralıklı olarak oruç tutma alışkanlığını geliştirmeyi öneriyor.

İşte dünyayı iyileştirmek için ne yapardınız sorumuza verdiği yanıt..
Devamını Oku »

Saturday, February 8, 2014

Şeker Hastalığını Önlemek İçin Ne Yapılmalı

Şeker Hastalığını Önlemek İçin Ne Yapmalı

Şeker hastalığını daha başlangıç döneminde en­gelleyebilmek için ne yapılabilir? Aslında bu soruya karşılık olarak söylenebilecek fazla bir şey yoktur. Ama şu da bir gerçektir ki, toplumdaki şişman insan­ların sayısı azaltılabilirse, yaşlı ve erişkin şeker has­talarının sayısında da önemli oranda bir azalma gö­rülecektir. İkinci Dünya Savaşı sırasında, altı yıllık bir dönem için İngiltere'de tüm besin maddeleri karne­ye bağlanmıştı. Hiç kimse dilediğince yiyip içemiyordu. Ve bu süre içinde, şeker hastalarının sayısında büyük bir azalma saptandı. Kuşkusuz, bunun nede­ni, şeker ve karbonhidrat tüketimine konan kısıtlama­dır. Şunu da akıldan çıkarmamamız gerekir: Aşırı şişmanlık —gelişmiş ülkelerde hemen herkesin yap­tığı gibi, rafine edilmiş saf şekerin fazlaca tüketilmesiyle birlikte— şeker hastalığının ana nedeni değildir.

Ancak bu iki olgu, ailesinden aldığı genlerle şeker hastası olmaya eğilimli kişilerde, hastalığın daha ko­lay ve daha çabuk ortaya çıkmasını sağlayan etken­lerdi Özellikle genç şeker hastaları, ilk günlerde, bit­mez tükenmez insülin iğneleri ve kısıtlamalar nede­niyle hayatlarının altüst olduğunu düşünebilirler ve karamsarlığa kapılabilirler. Ancak, bu kişilere, iki şe­yin çok iyi anlatılmasında yarar vardır. Birincisi, ilk anlarda "korkulu rüya" konumunda bulunan bazı şey­ler, örneğin günlük insülin dozları, zamanla tuvalete gitmek ya da uyumak gibi bir alışkanlık haline dönü­şecek ve son derece kolay yapılabilen sıradan işler olacaktır. İkincisi, şeker hastaları, yaşamaya olan bağlılıkları ve kendilerini çok iyi bir disiplin altına al­maları nedeniyle, sağlıklı insanlardan çok daha ba­şarılı olabilmektedirler. Atlantik'i kürekle aşmayı başarmış şeker hastaları vardır. Olimpiyat pistleri, şe­ker hastası olan birçok atletin, büyük başarılarına sahne olmuştur. Hepsi de dünya çapında birer poli­tikacı olan Krusçev, Titö ve Mao şeker hastalığı­nın kurbanları arasındaydı. Sanat dünyası, uzun yıllar şeker hastalığıyla birlikte yaşamayı başaran H.G. Wells gibi bir dahi yetiştirmiştir. Tüm bu kişiler, ba­şarılarını hastalıklarını çok iyi denetlemelerine ve şe­ker hastalığını yeterince tanıyarak vücut dengelerini koruyabilmelerine borçludurlar.
Devamını Oku »

Şeker Hastalığı Belirtileri Diyabet Hastalığı

Şeker Hastalığı Belirtileri, Diyabet Belirtileri ve Şeker Hastalığı Teşhisi

Şeker hastalığı, eskiden çok karmaşık bir olgu olarak kabul edilirdi. Vücut kimyasındaki tüm aksak­lıklar gibi, şeker hastalığında da vücudun yaşamsal gereksinimleri iyi bilinmeli, organların görevleri ve işlevleri çok iyi anlaşılmalıdır. İnsanı, mekanik bir nes­neyle kıyaslamak gerçi çok zordur ama, enerji gereksinimi için gerekli yakıtı bulamayan bir şeker has­tasını, benzinsiz çalışan bir arabanın motoruna benzetebiliriz.

Aradaki temel fark, şekerlinin, gereksinim duydu­ğu yakıtı, vücudunda olmasına karşın kullanamama­sı, ondan yararlanamamasıdır.

Şeker hastalığının gelişimi, çocuklarda şeker hastalığı, gençlerde insanlarda daha hızlı, erişkinlerde ve yaşlılar­da ise daha yavaştır. Çocuklarda, hastalık belirtileri yüzde 60 olayda, hastalığın başlangıcından sonraki ilk bir ay içinde, hatta bazen bir-iki hafta sonra orta­ya çıkar. Erişkinlerde ise, aylarca hastalığı taşımala­rına rağmen, ilk belirtiler ortaya çıkmaz. Çok daha başka bir nedenle doktora gittiklerinde yapılan "chech-up " sırasında şekere yakalandıklarını tesadüfen öğ­renebilirler.

Hastalığın ilk göstergelerinden biri, aşırı miktarda işeme gereksinimi ve bunun hemen yanı sıra gö­rülen susuzluktur. Bazı olaylarda, susuzluk o denli büyük boyutlara varır ki, hasta, bir gün içinde, nor­mal bir insanın içtiğinden 3-4 litre daha fazla su içer. Tuvalete gitme alışkanlığı edinmiş çocuklarda görü­len yatak ıslatmaları, eğer beraberinde aşırı su tüke­timi de varsa, kesinlikle şeker hastalığı belirtisidir. Hastaların iştahı açılır ama bununla birlikte kilo ve güç kaybı da görülür. Yaşlı insanlar, hastalığa yaka­landıklarında, sık sık halsizlikten, hiçbir neden yok­ken yorgunluktan Ve çok kolay becerebildikleri bazı işleri yapamadıklarından yakınırlar. Kaslarda, özellik­le kullanıldıkları zaman ağrılar ve sızılar baş gösterir, kimi durumlarda görme bozuklukları ortaya çıkar, deri kurur ve çöker, kilo kaybı meydana gelir.

Şeker hastasının duyduğu aşırı su gereksinimi­nin nedeni de kimyasaldır. Kullanılamayacak durum­daki şeker ve yağ asitleriyle dolan kan, bu "katı" maddelerle serum sıvısı arasındaki dengeyi sağlaya­bilmek için fazladan suya ihtiyaç duyar. Bol miktar­da su içilir. Bunun üzerine böbrekler, vücut içindeki su dengesini sağlayabilmek için bol miktarda sidik üretir. Sidikle birlikte atılan şeker, vücuttaki suyun bir kısmını da emerek, beraberinde götürdüğü için su­suzluk daha da artar. Kilo kaybının nedeni de açık­tır. Vücut, depolarını eritmektedir. Bazen kilo kaybı, ayda 6 kilo 350 grama kadar varır. Eğer hasta olan bir çocuksa, zavallı yavru anne ve babasının gözleri önünde hızla erir. Ağız yoluyla giren şeker hücrelere ulaşamadığından enerji üretimi durur ve beyin ile si­nir sistemi çok önemli bir besinden yoksun kaldığın­dan bir durgunluk ve algılama zayıflığı gözlemlenir.

Neyse ki, sidikte şeker olup olmadığını anlamak, son derece basittir. Bundan birkaç yıl önce, özel tahlil haplarının ve araçlarının geliştirilmediği yıllarda, dok­tor ya da hemşireler şeker olup olmadığını anlamak için sidiği kaynatır, içine bazı kimyasal maddeler ek­ledikten sonra renk değişikliği meydana gelip gelme­diğine bakarlardı. Bugün ise, sidikte şeker olup olmadığını anlamak için yalnızca 30 saniye yeterli. Özel şeritler, sidik içine batırıldıktan sonra meyda­na gelen renk değişimi, sidikteki şeker oranını kesin­likle saptar ve doktor, hastası için gerekli kan tahlillerini ve tedavi yöntemlerini belirler.

Şeker hastalığını belirlemek için tek yöntem, si­dik incelemesi değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bazı böbrek yetmezliklerinde ve özel durumlarda, si­dikte şeker bulunabilir. Şeker hastalığı olup olmadı­ğını doğrulamak için, hastanın kanının incelenmesine gereksinim vardır. Hastadan istenilen bir anda, se­kiz saatlik bir açlık döneminden sonra, yemekten iki saat sonra ve şeker yüklemesinden sonra kan alına­rak incelenir. Herhangi bir alanda alınan kandaki kan şekeri, hasta bjr insanda, normalden çok daha yük­sek olacaktır. (Örneğin yüz mililitrede 120-130 milig­ram). Açlık kan şekeri de, hastanın dolaşım siste­minde kan şekeri düzeyini normale indirgeyecek in-sülin bulunmayacağından, kuşkusuz normal birine oranla daha fazla olacaktır.

Şeker ya da glikoz yüklemesi, tanının doğrulan­ması için uygulanan en önemli yöntemlerden biridir. Bu inceleme, genellikle hastanelerde yapılır. Hasta, üç saat kadar süren inceleme süresince rahatça ya­tırılır. İncelemeden önceki sekiz saat içinde, hasta­nın hiçbir şey yememesi gereklidir. Deneyin başlan­gıcında, hastaya, vücut ağırlığının "Her kilosuna bir gram" hesabıyla saf glikoz su ile karıştırılarak içiri-lir. Glikoz yüklemesi yapılmadan hemen önce, hastadan kan ve sidik alınarak incelenir. Yüklemeden bir ve iki saat sonra da aynı işlem yinelenir. Şeker has­tasında, kan şekeri normale dönmez ve sidik şeker­le yüklenir. Sağlıklı bir kişide ise açlık düzeyi iki saat sonra normale döner ve sidikte şeker görülmez.
Devamını Oku »

Vücud Şekeri Nasıl Kullanır Diyabet

Vücud Şekeri Nasıl Kullanır, Diyabet Hastalığı, Diyabet Hakkında Bilgiler

Vücudumuzun normal işlevlerini yerine getirebil­mesi, büyümesi ve enerji gereksinimini karşılayabil­mesi için besin alması gerekir. İnsan gıdasının en önemli üç unsuru protein (örneğin et), yağ (örneğin tereyağı) ve karbonhidrattır (şeker ya da patates, ek­mek ve tahıl gibi besinlerden aldığımız nişasta gibi). Vücudumuzun bu üç besin türünden birini sindirme ve özümleme sistemlerinde meydana gelebilecek bir aksaklık, ötekileri de etkileyecektir. Böylece, prote­in özümleme yetersizliği vücudun yağı gerektiği gi­bi değerlendirememesine yol açacak, o da karbon­hidrat özümlenmesini etkileyecektir. Karbonhidrat özümlemesindeki yetersizlikten kaynaklanan şeker hastalığı ise öteki iki besin türünden vücudumuzun yeterince yararlanmamasıyla sonuçlanacaktır. Besin­lerin, vücut içinde değerlendirilmesine, bilim dilinde "metabolizma" adı verilir. Yunanca olan bu sözcük, "değişme işlemi" anlamındadır. Metabolizma işlemi­nin vücut içindeki süreci ise, alınan besin bileşkele­rinin kimyasal parçalara ayrılması, yani enerjiye dönüşmesi ve gereksiz maddelerin sıvı, katı ve kar­bondioksit biçiminde dışarıya atılmasıdır.

Vücudumuza giren karbonhidratlar (ekmek, pata­tes, tahıl ürünleri, şeker, pasta, tatlılar, vs.) önce tükürük tarafından ağız içinde, sonra da mide ve ba­ğırsakta başka salgılar aracılığıyla glikoz halinde ay­rışırlar. Dolaşım sistemine geçen glikoz, kan aracılığıyla beyinden, büyümekte olan tırnak uçlarına kadar vücudun tüm noktalarına gider. Yemekten sonra kan­da oluşan yüksek düzeydeki kan şekeri, iki üç saat içinde vücudu dolaşır ve bu arada fazla gelen miktar çeşitli hücreler tarafından alınır. Burada ikinci bir de­ğişim meydana gelir. (Glikozun kandan hücrelere ge­çebilmesi için insülin gereklidir.) Hücreye giren glikoz, enzim denilen özel maddeler aracılığıyla ya enerjiye dönüştürülür, ya da glikojen sırasında su ve karbondioksit açığa çıkar. Bu maddeler, daha sonra dışarı atılmak üzere dolaşım sistemi tarafından böb­reklere ya da akciğerlere taşınır. Glikozdan elde edi­len glikojen, hücrenin daha çok enerjiye gereksinim duyduğu anlarda kullanılmak üzere depolanır. Vücu­dun farklı kesimlerindeki farklı hücreler, kan gliko­zunu değişik amaçlar için kullanırlar. Örneğin beyin ve sinir sistemi hücreleri ile kalbin özel kas hücrele­ri, kan glikozunu depolayamazlar, zira anında kullan­mak zorundadırlar. Karaciğere gelen glikozun tamamına yakın bölümü ise glikojen ya da yağ şek­linde depo edilir.

Bilindiği gibi, yağ, uzun süreli yoksunluklarda kul­lanılmak üzere depolanan bir maddedir. Glikoz, ka­raciğere ulaştığında, yine özel enzimler aracılığıyla, yağ asitleri denilen trigliseridlere dönüştürülür. Bun­lar, dolaşım sistemi aracılığıyla vücuda aktarılır ve gereken yerlerde yağ biçiminde depo edilir. En çok de­polanan yerler, karın, deri altı, göğüsler, baldırlar ve kalçalardır. Böylelikle, aşırı yemek yiyen insanlar, ya da hücrelerine gerekenden çok daha fazla karbonhid­ratlı besin alan kişiler, aşırı bir biçimde şişmanlar. Vü­cut için gerekenden çok daha az oranda karbonhidrat] alan kişilerde ise bu sistem tersine döner. Yağ, yağ! asidi (bu kez keton adını alır) haline dönüşür.karaciğer, ketonu tekrar glikoza çevirir ve böylelikle hücrelerin glikoz gereksinimi karşılanmış olur. Bu nedenledir ki, uzun süreli açlıklarda ya da hastalık dö­nemlerinde, vücut, yağ depolarını eritir, kilo kaybı gö­rülür ve insan zayıflar.

Şeker hastalığında ne olduğunu anlayabilmek için, bu ileriye ve geriye dönük çalışan sistemin, sağlıklı bir insan vücudunda sürekli gerçekleştiğini unutmamak gerekir. Vücut, uzun süre besinsiz kalmaya dayanamaz. Bünyeden bünyeye değişmekle birlikte birkaç haftalık açlık, ölümle sonuçlanabilir. Yüksek enerji gereksiniminin ortaya çıktığı çok daha kısa sü­reler içinde, vücudumuz, beyin ve kalp kasları için ge­rekli olan glikozu sağlayabilmek amacıyla derhal yağ depolarının tüketimine geçer. Yağların ayrıştırdığı­nın bir belirtisi olarak, kanda ketonlar görülür.
Devamını Oku »

Şeker Hastalığı Diyet Nedir

Şeker Hastalığı Hakkında Bilgiler, Şeker Hastalığı Nedir
Günümüzde şeker hastalığı, özellikle gelişmiş ülkelerde pek çok insanı pençesi altına almıştır. Ne var ki, tıp biliminde sağlanan ilerlemeler, şeker hastalarının öteki hastalıklara yakalananlara oranla çok daha uzun ömürlü olmalarına olanak tanımıştır. Bugün çok genç bir şeker hastası insülin tedavisiyle uzun yıllar yaşayabilmekte hatta torunlarını bile görebilmektedir. Şişmanlık da şeker hastalığıyla yakından ilgilidir. Gelişmiş toplumlarda, nüfusun yaklaşık beşte birinin aşırı kilolu insanlardan oluştuğunu göz önüne alırsak şeker hastası sayısına neden her yıl binlerce yeni insanın katıldığını daha kolay anlarız.Dünya nüfusunun en az yüzde 3’ü bu hastalığa yakalanmış durumdadır. Kitlesel düzeyde yapılan kan ve idrar incelemeleri, bu insanların hastalıklarının ileri yaşlarda daha da arttığını göstermiştir.
Şeker hastalarının yarısında, hastalığın ilk ortaya çıkışı yada ilk tanı 45-60 yaş arasında olmaktadır. Hastaların yalnızca yüzde 1’i 10 yaşından önce, yüzde 3’ü 80 yaşından sonra ilk belirtileri göstermişlerdir. Şeker hastalığına yakalanma olasılığı yönünden ırklar arasında fazla fark yoktur.
Devamını Oku »