Showing posts with label Obezite Hastaligi. Show all posts
Showing posts with label Obezite Hastaligi. Show all posts

Saturday, February 8, 2014

Obezite Tedavisi ve Tedavi Merkezleri

Obezite Tedavisi

Obezite tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık olarak benimsenmiş­tir. Diğer hastalıklardan farklı olarak, obezite tedavisi sürekli olması gereken mutlaka kişinin kendisinin kararlılığı ve etkin olarak katılımı­nı zorunlu kılan bir özellik taşır. Ancak, sosyal ve toplumsal değer yar­gıları, hekimlerin çoğunun klinik bulgular çok ağırlaşana veya önemli komplikasyonlar ortaya çıkana dek obezite tedavisini ertelemeleri, hastaların yanlış anlaşıldıklarını düşünmeleri, stres ve anksiyetelerini gidermek için yeniden aşırı yemek yemeği seçmeleri sonucu hastala­rın kolayca tedavi hedeflerini terkettikleri bir durumdur. Dolayısıyla o-bezite tedavisi çok zor olan bir hastalıktır. Sırt ağrıları, artroz, ayak bi­leğinde kapanmayan yaralar, ödem, sellülit, kıvrım bölge lerinde in-tertrigo, stres inkontinans, uykuya eğilim sonucu iş kazaları, variköz venler, terleme, uyku apnesi, solunum zorlukları gibi mekanik neden­ler; insülin direnci diyabete eğilim, lipid bozuklukları, kardiyovasküler sistem hastalıkları, kanser ve endokrin bozukluklara eğilim gibi meta-bolik nedenler obeziteyi tedavi etmenin zorunlu nedenleridir (1-5).

Obezite Tedavi


Kilo kaybının; semptomları azaltıcı ve/veya ortadan kaldırıcı, yan­daş hastalıklardan oluşan sorunları giderici ve bunlarla ilgili mortali-teyi azaltıcı etkileri tartışılmazdır (6-9,11-13). Ancak; obezitenin han­gi yöntem veya yöntemlerle tedavi edilmesi gerektiği konusunda gö­rüş ayrılıkları vardır. Bununla birlikte obezite tedavisinde değişmez a-na ilke; ALINAN ENERJİ İLE TÜKETİLEN ENERJİNİN DENGELENME­Sİ ve bu dengenin o kişi için uygun vücut ağırlığını gösteren rakam­lar çevresinde tutulmasıdır. Obezite tedavisinde kullanılan yöntem­ler:

A- Obezite tedavisinde eğitim ve davranış tedavisi ile psikolo­jik yaklaşım
B- Obezitenin diyet uygulanarak tedavi edilmesi
C- Obezite tedavisinde fizik aktivitenin artırılması ve egzersiz uygulanması
D- Obezitenin ilaçlarla tedavi edilmesi
E- Obezitenin cerrahi yöntemlerle tedavi edilmesi
F- Obezitenin estetik cerrahi yöntemler kullanılarak tedavi edilmesi
G- Obezitenin diğer yöntemler kullanılarak tedavi edilmesi

Obezitenin tedavi edilmesinde asıl önemli olan nokta; hangi has­tanın tedaviye alınacağının ve hangi hastaya hangi tedavi yönteminin seçilmesinin gerekli olduğunun bulunmasıdır.
Obezite tedavisine alınması sakıncalı olan hastalar ve hastalıklar vardır. Bu durumlarda birlikte ağırlık artışı olsa bile, birincil hastalı­ğın tedavisi öne alınmalı, hastalığın seyri kararlı bir dengeye ulaştık­tan sonra obezite için tedavi yöntemi belirlenmelidir. Bazan bu du­rumdaki hastalar için obezite tedavisi uzun süreli olarak ikincil önem­de kalabilir. Bunlar için bazı örnekler şunlardır:

i- Sürrenal korteks yetmezliği

ii- Gastrointestinal hastalıklar (regional enterit, tbc, kolitis ülsero-za, kolon divertikülozu....) iii- Akciğer tbc

iv- Emosyonel labilite. Obezitenin kendisi de psikolojik sorunlar yaratabileceği için bu konuda hastanın ayrıntılı olarak değerlendiril­mesi gerektir. Öncelikle psikolojik durumun dengelenmesi daha son­ra kontrollü ve yavaş yavaş hedeflenen ağırlık sınırlarına eriştirici yöntemler (diyet + egzersiz gibi...) denenmesi uygun olur.
Obezite tedavisine başlanacak olan hastalar için uygulanabilecek pratik bir algoritm aşağıda verilmiştir, (Obezite Tedavisinde) Böylece ayırıcı tanı yapabilmekte olasıdır.

Obezite tedavisindeki sorunlardan birisi hangi hastanın tedavi e-dileceğinin ve hangi hastaya hangi tedavi yönteminin seçileceğinin belirlenmesidir. Obezite tanımına giren hastaların kendilerine ilişkin ön yargıları vardır. Çoğu birdençok hekime başvurmuştur biraz bez­gindir ve kolayca ve kendini yormadan zayıflamasını sağlıyacak hari­ka öneri ve tedavi beklentileri içindedir.

Bu arada hastaların büyük bir kısmı, çok sayıda dengeli çoğu da dengesiz diyet listeleri uygulamış, hatta kontrolsuz bir biçimde ve ör­nek aldıkları diğer obezlerin önerileri doğrultusunda ilaç tedavisi bi­le almışlardır. Oldukça karmaşık ve başarısızlık dönemleriyle yüklü o-lan hastalık öyküsü de hastayı bıktırmıştır. Öyle ki, önerilecek yön­temleri ilgisizlikle dinler ve önerilere ilişkin deneyimlerinden bile sözederek baştan olumsuz bir tavır takınır.

Obezite tanısı almış ve tedaviye alınacak olan bir hastada başarılı olabilmek için:

—HASTANIN OLAYA İSTEKLİ OLARAK KATILMASI,
—TEDAVİNİN YALNIZCA O HASTAYA ÖZGÜN NİTELİKLER İÇERMESİ,
—HASTANIN BİLİNÇLİ VE SABIRLI OLMASI,
—HEKİMİYLE VE TEDAVİ EKİBİYLE İLETİŞİMİNİ SÜRDÜRMESİ

gereklidir.Hastaya neden tedavi edilmesinin gerektiği, tedavisiz kalın­ca oluşacak yan etkiler, daha önemlisi obezitenin YAŞAMI KISALTAN BİR HASTALIK OLDUĞU İYİCE ANLATILMALIDIR. Tedaviye yönelik olarak başlatılan tüm girişimlerin ve kurulmaya çalışılan özel durum­ların YAŞAM BİÇİMİNİ DEĞİŞTİRME temeline dayalı olduğu iyice vurgulanmalıdır.

Hangi tedavi yöntemi seçilirse seçilsin; o hastanın erişebileceği, o hastaya uygun olan ideal kiloya erişildikten sonra, o kiloyu koruma­nın asıl hedef olduğu iyice anlatılmalıdır.Hastanın alışkanlıkları, ya­şam biçimi, mesleği, sosyal ve ekonomik durumu, kişilik özellikleri, sorunları, eşlik eden hastalıkları, kullandığı ilaçlar yaşı, fizyolojik ö-zellikleri, zevk aldığı işler, yiyecekler.........gibi Özgün bilgilerin yapı­lacak tedavinin seçiminde yeralması hastanın katılımını ve başarıyı ar­tırıcıdır.

Obezite Tedavi Merkezleri

Yapılan çalışmalara dayalı bilgiler, obezite tedavisinde başarının aynı zamanda birden çok yöntemin birleştirilmesiyle daha iyi sonuç alındığını göstermektedir (14-17).

Obezite genetik bir yatkınlık zemininde gelişmekte, genetik ve çevresel katkılarla sürmekte ve genetik olayın ilerleyici yönünde de katkıda bulunmaktadır. Yiyeceklerle ilgili termogenetik yanıtların bi­le genetik bellek tarafından ayarlandığı bilinmektedir. Aslinde obez­lerin diğer insanlarda gözleyip sürekli yakınmalarına yolaçan ve tedavide caydırıcı katkısı olan da bu faktördür. Ben.....kişi kadar fazla yemiyorum!! Ama sürekli kilo alıyorum, bende hormon bozukluğu var. Bu yüzden siz ilaç verin ben olaya katılmıyayım!!,.. Ya da 'Su içsem yarıyor. Oysa ben çok hareketliyim ve fazla yemiyorum!! .....'
hastaların sıkça kullandığı serzenişlerdir.

Obezite tedavisinde yöntem belirlenirken kalorinin kişinin gerek­sinimine yetecek en alt düzeyde tutulması, enerji tüketiminin de ar­tırılması vazgeçilmez tek kuraldır. Hemen tüm yöntemlere eşlik eder.
Yani;

1- Obezite tedavisi, öncelikle KİŞİNİN ETKİN KATILIMINI gerek­tiren sürekli bir tedavidir.
2- Obezite tedavisi yaşam boyu yeni bir yaşam biçimi ve yeni bes­lenme alışkanlıkları kazanmayı da zorunlu kılar. Bir anlamda hastalar için çok önemli olan 'DİYET'anlayışı sürekli olmalıdır.Diyet kelimesinin hastalar üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle "BESLEN­ME ALIŞKANLIĞININ DEĞİŞTİRİLMESİ" biçiminde aktanlması daha inandırıcı ve heveslendiricidir.
3- Obezite bir enerji dengesi sorunu olduğundan fiziksel aktivite artırımı zorunludur, sürekli ve düzenli uygulanmalıdır.
4- Obezite tedavisi verilecek kişinin doğru seçilmesi, [istemli kilo kaybı çok iyi olmasına karşın, istemsiz ve aşırı kısıtlı diyetlerle yapı­lan tedaviler mortaliteyi artırır(17)] hangi tedavinin kime ve kimin ta­rafından uygulanacağının doğru değerlendirilmesi gereklidir.
5- Obezite tedavisi ile amaçlanan hedefler iyi belirlenmelidir. Hedefler belirlenirken hekimin ve hastanın beklentileri birbiriyle örtüşmelidir. Hastaya tedavi başlangıcında hedeflenen ağırlık nokta^ sı, bu noktaya ne sürede ulaşılmasının düşünüldüğü ve erişilen kilo­nun korunmasının yolları iyice anlatılmalıdır.
6- Obezite tedavisiyle elde edilecek kilo kaybının yararları iyi sap­tanmalı ve hastaya aktarılmalıdır. Obezite tedavesinde asıl beklenti­ler:

A- Septomları azaltmak,
B- Yaşam kalitesini artırmak,
C- Hastanın geleceğine dönük olarak yandaş hastalık riskle­rin azaltılması ve yaşam süresinin artırılması,
D- Erişilen hedef kiloyu korumaktır,

Obezite Nasıl Tedavi Edilir

7- Obezite tedavisi multidisipliner bir yaklaşım yani ekip çalışma­sı gerektirir. Günümüzde obezitenin modern tedavisinde yeralan e-kip üyeleri şunlardır:

a- Hekimler: Hastaların duydukları güven ve üstlendikleri bilim­sel sorumluluk nedeniyle ekibin ana elemanı ve yöneticisidir. Tedavi­nin seçimi, izlenmesi, yandaş hastalıkların tedavisi, diğer önerilerin uygulanabilirliğinin denetimi, sistemli bir programın izlenmesinden sorumludur.

b- Hemşireler: Eğitimli olmak koşuluyla ekibin vazgeçilmez üye­leridir. Tedavinin uygulanması, hastanın doğru yönlendirilmesi, bes-lenme-sağlık-danışmanlık bilgilerinin olması ve iyi uygulanması teda­vide başarıyı artırır.
c- Diyetisyenler: Hastalarla sıkı ilişki içinde olan ve danışmanlık görevi fazlaca olan ekip üyeleridir. Hastalarla kolayca iletişime gire­bilmeleri, insan ilişkileri yönünden eğitim almış olmaları başarının anahtarıdır.

d- Klinik psikologlar: Hastanede yapılan tedavilerde ekip içinde yer alan, önemli görev üstlenen üyelerdir. Obezite tedavisinin başarı­sı hastanın inanması, inandırılması,davranışlarının doğru yönlendiril­mesi ile olasıdır. Bu nedenle klinik psikologlara çok önemli görevler düşmektedir. Alışkanlıkların terk edilmesi ailenin olaya katılmaya is­tekli kılınması konusunda da önemli destekleri vardır.

e- Spor hekimi ve/veya fizyoterapistler: Normal fiziksel aktivite-nin artırılması veya fiziksel aktivite artırıcı ek yöntemler eklenmesi konusunu hastaya aktarıp yönlendirmekle görevlidir.

f- Aile: Obez kişiler tedavi sırasında yalnız kalırlarsa diyeti kolayca terk etme davranış özelliği gösterirler. Aslında obezitenin genetik yö­nü olduğundan obez kişi yalnız değildir. Ancak, tedavi konusunda a-ilenin diğer bireyleri ya istekli olmamıştır yahut anlaşılmaz bir şekil­de hekimler tarafından sağlıklı olarak nitelendirilmişlerdir. Oysa, te­daviye tüm ailenin katılması hem asıl tedavi verilen kişi için hem de diğer bireylerin geleceğe dönük risklerinin kaldırılması için gerekli ve yararlıdır. Bu nedenle, obezite tedavisinde tüm ailenin beslenme ve yaşam biçimi ile alışkanlıklarının düzene sokulması önemlidir. Tüm aile bireylerine eğitim verilmeli tedaviye istekli davranmaları için özendirilmelidir.

g- Hastane: Obezite tedavisi yaşamboyu sürdürülecek yeni bir a-hşkanlık kazanma olduğundan bunun hastanede bir düzen içinde ak­tarılması, öğretilmesi ideal bir yöntemdir. Ancak, yaşam boyu bunun sağlanması olasılığı olmadığını ve ayrıca hastanın kendi ortamı ve sos­yal ortamında bunu başarmasının olumlu katkılarını unutmamak ge­rekir. Morbid obezler, yandaş hastalıkları hastane tedavisi gerektiren­ler, çok düşük kalorili diyet uygulanması gerekenler dışında obezitenin tedavisinde hastane tedavisinin seçilmesi çok gerekli de­ğildir.
Devamını Oku »

Obezitenin Genel Özellikleri

Obezitenin Genel Özellikleri, Obezite Derneği

Tanım, Sıklık, Tanı, Sınıflandırma, Tipleri, Dereceleri ve Komplikasyonları

Tanımı:

Obezite, vücutta yağ dokusu oranının artması sonucu ortaya çıkan bir tablodur. Diğer bir deyişle şişmanlık, vücutta aşın miktarda yağ depolanmasıdır (1). (Obezite Merkezi)
18 yaşındaki erkeklerde vücut ağırlığının yaklaşık % 15 - 18'ini, kız­larda ise % 20-2 5'ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Yaşla bu yağ oranı artmaktadır. Erkeklerde yağ miktarı total vücut ağırlığının % 25'ini, kadınlarda % 30'unu aşarsa şişmanlık söz konusudur (2).
Kadavralarda yapılan doğrudan ölçümlerle normalde erkeklerde yağın, vücut ağırlığının yüzde 15,8 + 7,39 (8,5 - 23)'unu, kadınlarda yüzde 26,0 + 31,5'ini oluşturduğu saptanmıştır (3).

Sıklık ve Dağılım:

Obezite gelişmiş ülkelerin orta ve az gelirli kesimlerinde, geliş­mekte olan ülkelerin ise orta ve yüksek gelir düzeyli tabakalarında da­ha çok görülür. Çok yoksul kesimlerde pek görülmez. Türkiye'de var­lıklı ailelerin çocuklarında şişmanlık fazla görülmektedir. Ayrıca şiş­manlığa orta tabaka insanlarında ve kasaba halkında daha sık rastlan­maktadır. ABD ve diğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde yoksul sayılan sı­nıflarda şişmanlık iyice yaygındır (%30). Türkiye için bu geçerli değil­dir. Çünkü gelişmiş ülkelerin yoksul sınıfları bizim orta tabaka gibi beslenir (4). Obezite Ppt

Şişmanlık aynca iş adamı, yüksek düzey bürokrat, yöneticiler ve iş çeviricilerde de sıktır. Hemen bütün dünyada böyledir. İş gereği öğle-akşam yemeği buluşmaları, oturgan (sedanter) yaşam, sürekli iş ve ka­rar vermenin yarattığı stres ve işlerin yoğunluğundan diyet planlama­larına, dinlence-eğlence şeklindeki sporlara vakit ayıramama ve alkol bu tip şişmanlık sebepleridir.

Şişmanlık her yaşta görülmektedir. Yaşla şişmanlık artarak orta yaş­ta doruk düzeyini bulur. Ancak 55 yaşından sonra azalmaktadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Bunun en önem­li nedenlerinden biri gebelik ve doğumlardır. Gebelik esnasında alı­nan kiloların bir kısmı doğumdan sonra verilemeyerek vücutta kal­maktadır. Gebelik süresince kadın 12 kg. kadar alır. Bunun 4 kg*ı yağ­lanmadır. Kuşkusuz kadınların daha kolay kilo almalarının bir nedeni östrojenin yağ dokusunu arttırıcı etkisidir. Ayrıca kadınların çoğu ev dışında pek hareket etmez. Çoğu, eve kapalı olarak yaşamaktadır. Aksine, ev dışında kabul günlerindeki bol ikramlar ise şişmanlatmaz da ne yapar?
Kısa ve orta boylularda, uzun boylulara göre daha fazla rastlan­maktadır. (Türkiye Obezite)

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'daki istatistiklere göre, eriş­kin kadın ve erkeklerde % 10-12 arasında şişman bulunmaktadır.

Obezite ölçümü ve tanısı: Obezite Hakkında

Kişinin şişman olup olmadığına, yalnızca bakarak da karar verile­bilir. Yani alışkın bir göz sadece inspeksiyonla tanı koyabilir. Ancak ta­nının objektif ölçülerle kanıtlanması gerekir.
Şişmanlık, vücuttaki yağ miktarı oranının artışı olduğuna göre, bu miktarın ve tüm vücut ağırlığına göre yağ oranının ne derece arttığı­nı göstermek için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Doğrudan öl­çüm (Direct Carcas Analyse) , canlı insan vücudu üzerinde mümkün değildir. Ancak kadavra üzerinde uygulanabilir. Klinikte yağ miktarını saptamak için uygulanan yöntemler dolaylı ölçümlerdir (Tablo 1).

Vücuttaki yağ oranını ölçen yöntemler arasında klinikte en çok kullanılanlar, boy ve ağırlığa dayanan yöntemler ile deri kıvrım kalınlığıdır.

Boy ve ağırlığa dayanan yöntemlerden klinikte çok kullanılanı gö­receli ağırlıktır. Yaşa, cinse, vücut yapısına göre değişmek üzere her boy uzunluğu için en uzun ömür beklentisi veren ideal kilolar saptan­mıştır. Bu ideal kilolar uzun yılların araştırmaları sonucu ABD'deki Hayat Sigorta Şirketleri tarafından saptanmıştır. Hatta zamanla deği­şikliğe uğramıştır. Yani zaman içinde ideal kilo değerleri değişmiştir. Bunları ancak listelerden çıkarmak, bulmak mümkündür.

İdeal vücut ağırlığı tablolarından (cetvellerinden) değerlendirme yaparken kişinin yaşına, cinsine, boy ve vücut yapısına göre kilosu­nun, idealine göre yüzde kaç aştığından söz edilir. Örnek olarak ide­al vücut ağırlığı 75 kg olan bir kişinin o anda ölçülen kilosu 100 kg i-se 100-75= 1= 0,33 şeklinde hesaplanır. Kişinin ideal vücut ağırlığı boyuna, cinsine ve vücut yapısına göre ideal kilo cetvellerinden oku­nur. Bu sonuca göre o kişi ideal kilosunu 1/3 oranında, başka bir de­ğişle % 33 oranında aşmıştır denir veya o kişi ideal kilosunun % 133'ündedir denir.

İdeal kilonun % 10 fazlası ve % 10 eksiği normalin üst ve alt sınır­landır. Daha düşük kilolar zayıflık, daha fazla kilolar şişmanlık olarak kabul edilirler.

İdeal kilonun % 10'dan fazlasını bazı yazarlar hafif şişmanlık sınır­ları içine alırken, bazıları da % 10-20 arasındaki fazlalığı "topluluk" de­yimi ile bir ara bölge olarak kabul ederler. Şişmanlık sınırını ise % 20'den itibaren başlatırlar.

Bugün için sağlık yönünden zararlı olan şişmanlık sınırı kesin olarak bilinmiyor. Ancak mortalite riski de % 20 şişmanlıktan itibaren başlıyor. Bu nedenle şişmanlık sınırı olarak ideal kiloyu % 20 aşma kabul ediliyor.

Boy ve kiloya dayandırılan ikinci yöntem "vücut kitle indeksi"dir. Buna BMI (Body Mass Index) veya Quetelet indeksi de denmektedir. Kişinin o anda ölçülen, yani aktüel ağırlığının , boyunun metre cinsin­den rakamının karesine bölünmesi ile hesaplanır. Örnek olarak, 70 kg ağırlığı olan ve 170 cm boyundaki bir kişinin vücut kitle indeksi,
BMI= 70/(1,7)2 = 70/2,89 = 24,22 kg/m2 olarak bulunur. (Obezite com)

Yapılan çalışmalara göre, BMI boydan bağımsız olarak vücut yağ miktarı oranı ile daha sıkı bir yakınlık göstermektedir. Garrow ve Webster'e göre BMI, bugün için vücut yağ yüzdesinden çok boyla ilişkili vücut yağının bir ölçümüdür ve obezitenin daha iyi bir göster­gesidir. BMI'in hesaplanması göreceli ağırlığa göre daha zor ve karı­şıktır. Ancak yorumu daha basittir. BMI, 22 olduğu zaman minimum mortalite ve en uzun ömür beklentisinden söz edilmektedir. Bu bek­lenti her iki seks için de geçerlidir.
Devamını Oku »

Obezite (Sismanlik) Nedir

Obezite Nedir, Obezite Nedenleri

Obezite kelimesine günlük kullanımda şişmanlık anlamı yüklen­miştir. Ancak, farklı dillerde farklı kelimelere de şişmanlık anlamının yüklendiği görülmekte olup,bu konuda tam bir fikir birliği yoktur. Şişmanlık, halk dilinde tarihsel süreç içinde bazen övgü için (şişman­lık sağlığın ve doğurganlığın simgesidir veya sağkalım değeridir) ba­zen de yergi için (şişmanlık; sosyal kültürün algılanmaması, hantallık, yaşlılık, bakımsızlık, oburluk, görgüsüzlük..) kullanılmıştır.

Moda anlayışı ve akımı şişmanlık, incelik kavramlarını sürekli de­ğiştirmiştir. XX. yüzyıl moda anlayışı aşın kilolu insanların yaşlı gö­ründüğü, çekiciliğinin kaybolduğu, zerafetini yitirdiğini savunmak­tadır.

Obezite İlgili

Obezite kelimesi Latince; ob: - den dolayı esum: edere (den gelir) = yemiş olmak yani obezite = yemekten dolayı anlamındadır. İngilizce'de ise, obesity = şişmanlık, obese: çok şişman; ovenveight: fazla ağırlık, tartıda faz­la gelen miktar, şişmanlık,şişman, fazla yükleme anlamındadır. Morbid obezite ise tıbbi olarak BMI > 35 olanların tanımı için sık kul­lanılmasına karşın Latince'de morbid = hastalıklı anlamına gelmekte­dir, yani obezite için özgül bir tanım içermemektedir. Bilimsel olarak obezite: vücut yağ dokusunun artmasını tanımlamak için kullanıl­maktadır. Bu yüzden; aynı boy ve tartı ağırlığı olan fakat, kas dokusu fazla olan bir sporcu ile yağ dokusu fazla olan bir obez aynı tutulmak­tadır. Bu durum kas dokusunun gerçek değerini yansıtmasa da yağ doku artımını gündeme getirdiğinden günlük pratiğe girmiştir.

WHO'ya göre;vücut kitle indeksi obazite tanımı için kullanılmak­tadır. (BMI) = kilo/uzunluğun (metre cinsinden) karesi BMI= 20-25 kg/m2 normal, ideal BMI= 25 - 30 kg/m2 hafif obez veya kabul edilebilir (ovenveight) (Grade I)

BMI= 30-35 kg/m2 ılımlı obez (Grade II)
BMI= >35 kg/m2 aşın obez (Grade II=)
BMI > 40 kg/m2 morbid obez (Grade III)

Obezite tanımı ve belirliyicilerin üzerinde durulmasının nedeni BMI > 25'den sonra ve bel çevresinin kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm'i asmasıyla yaşam süresinin kısalmasını gösteren oranın artma­sı, yandaş hastalıkların eklenmesi ve ekonomik yükün artmasıdır. Bu nedenle BMI=25 rakamını geçenler obezite ve risk gruplarının tanımlanması için sınır değerler olarak kabul edilme­lidir (1,3,8,9,10,18).

Kilo artışı toplumların önemli ve üzerinde en çok çalışılan ilerle­yici bir sorunudur. Gıda maddelerine ulaşma, satınalma ve tüketme hızı artarken, fiziksel aktivitenin belirgin olarak azaldığı ve sigara tü­ketiminin hızla arttığı da bir gerçektir (1,2,4,6,7,10,19). (Obezite Pdf)

Ayrıca, vücut yağı kütlesinin artığı durumlarda yağın vücuttaki da­ğılım biçimi ile mortalite arasında bir ilişkinin varolduğu yapılan ça­lışmalarla ortaya konmuştur.Örneğin; aşırı yağ karında toplanmış ise elma biçimi (merkezi, android) yağlanmadan sözedilir ve bu kişiler­de NIDDM, hipertansiyon, kalp hastalığının gelişmesi ve inme oranı daha yüksektir. Oysa çevresel -armut biçimi- jinoid yağlanma tipinde bu oranlar daha azdır (3,4,9,10,12). 10'kg a kadar olan kilo kaybı ile mortalite %20, genel olarak kanserden ölüm %37, kansere yakalanma oranı %50, diyabete bağlı ölümler %44, koroner kalp hastalığına bağ­lı ölümler %9, hastalığa yakalanma oranı %25 azalmıştır (4, 7, 8, 10, 13, 16, 17, 19).
Bazı insanlar gıda tüketimi oranında şişmanlamadıkları için, bu durumda olanlar özellikle kolayca kilo alan obez kimselere çok şaşır­tıcı ve imrendirici görünmektedirler. Ancak,şişmanlık veya obezite-nin genetik bir yatkınlık zemininde geliştiğine ilişkin kanıtlar var­dır. Obeziteye genetik yatkınlık zemini yaratan mekanizmalardan gü­nümüzde kanıtlanmış olanlar vardır. Bunlar:

1- Glukokortikoid reseptöründe azalma
2- Protein bağlamayan esmer yağ dokuda azalma
3- Beta 3 adrenoreseptörlerde azalma
4- Glut -4 de artma
5- Lipoprotein lipazda azalma
6- PEPCK'da artma
7- Kemirgen sinyal verici proteininde azalma
8- Karboksipeptidaz'da azalma
9- Fosfodiesteraz'da azalma
10- Leptin(ob fare) de azalma
11- Leptin reseptöründe azalma

şeklinde sayılabilir (6, 9, 10). Leptin koruyucu ve iştah düzenleyici olarak kabul edilmektedir. Doğumsal olarak obez olan kemirgenlerde leptin reseptör defektleri veya leptin üretim fazlalığı söz konusudur ve leptin direnci olarak tanımlanmaktadır (Obezite Beslenme)

Öte yandan şişmanların fiziksel aktivitelerinin zayıf olanlara göre az olduğu fakat bazal metabolizmalarının farklı olmadığı gösterilmiş­tir (2, 5, 7, 11, 15). Fiziksel aktivitenin ergenlik ve erişkinlik döne­minde azalıyor olması kilo artışının orta yaş grubundaki sıklığının bir açıklaması olabilir.

Obezite tedavi edilmesi zorunlu bir endokrin ve metabolizma bozukluğu ve bir halk sağlığı sorunudur. Bu eserde; obezitenin tanı­mıı, sınıflandırılması, etiyopatogenezi, çocukluk çağı obezitesi, komplikasyonları, tedavi edilmesinin asıl amaçlan, tedavi yöntemle­ri, bunlardan diyet, egzersiz, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi ayrı baş­lıklar şeklinde anlatılmıştır. (Obezite Hastalığı)
Devamını Oku »