Friday, November 14, 2014

Şeker hastalarının diyet listesi (1200 Cal)



Günlük öğünler, üçü ana (kahvaltı, öğle ve ak­şam yemeği) ve üçü de ara (kuşluk, ikindi kahvaltı­sı ve gece yatma öncesi) öğün olmak üzere 6 par­ça halinde olacaktır; aşağıdaki örnek yemek liste­sinde belirtilen öğün saatlerine azami itina gösteril­melidir.

Uygulanacak diyete ait örnek yemek listesi (menü)
• Sabah kahvaltısı (8.00): Bir bardak yağsız süt (şekersiz) (200 mi) Bir kibrit kutusu kadar (30 gr.) az yağlı ve tuzu azaltılmış beyaz peynir.
• Kuşluk (11.00): 20 gram ekmek ve 5 yeşil zeytin Bir porsiyon meyve(meyve değişim liste­sinden arzu ettiğinizi seçiniz)
• Öğle yemeği (13.00): 60 gr ekmek, 1 kase yağsız et suyu çorba (içine pirinç ve­ya şehriye ilave edilecek ise her çorba kaşı­ğında bunlardan 2-3 adet olacak şekilde su­lu olacaktır.)
75 gr kadar yağsız et (genellikle tavuk veya balık eti tercih edilir; etin yanında 3 çorba kaşığında bunlardan 2-3 adet olacak şekilde sulu olacaktır.)
75 gr kadar yağsız et (genellikle tavuk veya balık eti tercih edilir; etin yanında 3 çorba kaşığı kadar mevsimin yeşil sebzelerinden hazırlanmış sebze haşlaması bulunmalıdır.)
1 tabak yeşil sebze (zeytin yağı ile pişirilme­lidir) (sebze değişim listesine bakarak sebze çeşidine göre yiyebileceğiniz miktarı seçebilirsiniz).
I büyük kase yeşil salata, salatalık, domates, marul karışımı (bir kase salata 1 tatlı kaşığı zeytin yağı ve bol limon usaresi ile hazırlan­malı; fazla tuz ekilmemelidir) 1 çay bardağı kadar yoğurt (kaymağı alınmış olmalı) ve 1 porsiyon meyve
• İkindi (17.00): 20 gr ekmek
Bir kibrit kutusu kadar (30 gr) beyaz pey­nir.
Bir veya iki bardak çay (suni tatlandırıcı kul­lanılacaktır.)
• Akşam yemeği: Öğle yemeğinin aynı; diğerine göre protein miktarı düzenlenecektir.
• Gece öğünü (22.30): 20 gram ekmek ve bir bar­dak yağsız süt veya bir porsiyon meyve.

Sebze Değişim Listesi
Yeşil sebzeler, içerdikleri karbonhidrat miktarı­na göre aşağıdaki gruplara ayrılmıştır ve belirtilen miktarlarda yenecektir:
• Her öğünde bir çorba tabağı kadar (çiğ tartısı 300 gr) yenecekler:
Ispanak, semizotu, pazı, ebegümeci, yeşil kıvır­cık salata, marul, salatalık, veya
• Her öğünde bir yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 200 gr) yenecekler:
Lahana, domates, karnabahar, patlıcan, kırmızı turp veya
• Her öğünde 2/3 yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 150 gr) yenecekler:
Pırasa, kabak, çalı fasulyesi, bamya veya
• Her öğünde yarım yemek tabağı kadar (çiğ tar­tısı 100 gr) yenecekler:
Havuç, ayşekadın fasulyesi, yeşil bezelye, kere­viz, enginar, soğan veya
• Arada sırada yemek kaydıyla 1/4 yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 50 gr) yenecekler:
Patates ve yer elması (Bu sonuncu grup sebze­nin sık yenmemesi tavsiye edilir.)

Meyve Değişim Listesi
Erik (yeşil)…………………..8 adet
Erik (kırmızı)……………….5 adet
Portakal……………………….Bir orta boy
Turunç…………………………Bir iri boy
Ayva…………………………….Bir orta boy
Nar………………………………Yarım
Karpuz…………………………Bir dilim
Kavun (nadiren)………….Bir dilim
Çilek……………………………6 adet
Elma…………………………….Bir orta boy
Mandalina…………………….Bir orta boy
Limon………………………….İki orta boy
Armut………………………….Bir orta boy (ham)
Kiraz……………………………5 adet
Vişne……………………………10 adet
Şeftali (ham)………………..1 adet

• 1 çay bardağı sıkılmış portakal veya elma suyu, I su bardağı sıkılmış Greyfurt suyuna eşit karbon­hidrat içerir.
En çok tercih edilecek meyve, ekşi elma, porta­kal ve ayvadır.

Bir dilim (40 gr) beyaz ekmeğe eşdeğer yiyecek listesi
Bir dilim (40 gr) ekmek yerine aşağıdakilerden birini seçebilirsiniz:
• 3 çorba kaşığı kuru fasulye, nohut, mercimek veya bakla (bu takdirde o öğündeki et yarı yarıya azaltılmalıdır.)
• I kase sulu kıvamda kırmızı mercimek, tarha­na veya un çorbası.
• I ufak porsiyon makarna, kuskus veya erişte.
• I iri (100 gr) patates ile yapılmış kızartma; haş­lama veya pürede bunun yarısı.
• I dilim tuzsuz peynir veya ıspanakla hazırlan­mış börek.

Yasak yiyecekler
• Rafine sofra şekeri ve bununla yapılmış tatlılar, bal, reçel, marmelat ve şuruplar.
• Hamur işleri, mantı, çörek, şekerli kurabiye­ler, pastalar, tahin helvası ve çikolata.
• Üzüm, kayısı, çok tatlı kavun, şeftali, muz, hur­ma, incir.
• Alkolün her çeşidi.
• Kızartma ve kavurmalarla füme etler.
• Kuru yemişler (fındık, ceviz, badem, çam fıstığı ve kestane)
• Sucuk ve pastırma gibi bilumum konserveler.
• Katı yağlar: Mayonez, tereyağı, kaymak ve margarinler.
• Tuzlu hazır yiyecekler.
Devamını Oku »

Lösemi Nedir?



Lösemi Nedir?
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA LÖSEMİLER:

Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35′ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Lösemiler hücre cinsine göre; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi) olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Kendi içlerinde de alt sınıflar tanımlanabilir.Türkiye’de her yıl 16 yaşın altında 1200-1500 yeni lösemili çocuk vakası bildirilmektedir.

Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.
Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, beyin ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.

BELİRTİLERİ:
Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:

* İştahsızlık
* Kansızlık
* Zayıflama
* Bacaklarda kemik ağrıları
* Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar)
* Burun ve dişeti kanamaları
* Ateş

ilk gözlenen bulgulardır.Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin başağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir.

Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.

Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

TEDAVİSİ:

Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.

Ayrıca hastaların ve ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, löseminin umutsuz değil, tersine iyi bir tedavi ve moral desteği ile lösemide %85′lere varan oranda iyileşmenin sağlandığının açıklanması tedavinin ikinci basamağıdır.

TEDAVİ ESASLARI ve İLK TEDAVİ:

Çok yüksek doz, birbirinden farklı en az 6 çeşit ilacın 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesidir. Burada amaç, blast adı verilen kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir.

Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudumuzun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden immün sistem yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır.

Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop almamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.

Tedavi Metodları
Lösemi hastalığının tedavisindeki temel prensip kemik iliğindeki ana kan hücrelerinde oluşan şifre değişikliği ile olgun olmayan blast adı verilen hücrelerin çoğalmasını durdurmak ve sonrasında normal kan elemanlarının yapılmasını sağlamaktır.

Kötü huylu blast hücreler çok hızlı çoğalırlar. Bunlar olgunluk ve çoğalma zamanlarına göre çeşitli evrelere ayrılırlar: 1) Mitoz, 2) G devresi, 3) S devresidir. Tedavideki amaç; birbirinden farklı etkilerdeki ilaçların bir program çerçevesinde uzun süre kullanılarak tüm safhalardaki blastların öldürülmesidir.

Yaklaşık 3 yıl süren tedavide 4 safha yer alır:

1- YÜKLEME TEDAVİSİ (Balyoz Harekatı):
Birbirinden farklı 5-6 çeşit ilaç damardan aynı anda verilir. Amaç kötü huylu hücrelerin 2 ay içerisinde hızla öldürülmesidir. Vücudumuzu işgal etmiş düşman kuvvetlerine karşı dost birliklerin topla, tüfekle, bombayla taarruzudur. Adeta bir Kurtuluş Savaşı başlamıştır.

2- PEKİŞTİRME TEDAVİSİ (Jet Tesiri):
Paniğe kapılan, dağılan kötü hücreler hemen kendilerini korumak, direnebilmek için zırhlara bürünmekte, gizlenmekte ve çoğalmaya çalışmaktadır. Vücudumuzun silahlı kuvvetleri ile birlikte dost güçler havadan, karadan ve denizden düşmana bombalarla saldırmaktadır. 3-4 ay süren bu tedavide çok yüksek doz birbirinden farklı tesirli ilaçlar damardan verilmektedir.

İşte bu sırda maalesef vücudumuzdaki faydalı hücreler de ölmekte, saçlar dökülmekte, ağızda yaralar çıkmaktadır.

3- ÖNLEYİCİ TEDAVİ (İstihbarat):
Kemik iliğinde yenilmiş, parçalanmış, dağılmış düşman hücrelerinin beyin ve sinir sistemi ve üreme organlarımıza yerleşerek, sinsi sinsi faaliyete geçmelerini önleyici tedavidir. Bazı durumlarda radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanabilir. Bir nevi gizli servis işlevini üstlenirler.

4- YENİDEN ÖRGÜTLENMEYE İZİN VERMEYEN DEVAMLILIK TEDAVİSİ:
Amaç artık tamamen yok edilmiş düşman hücrelerinin vücudumuzda herhangi bir şekilde yeniden çoğalmalarını önlemektir. En son blast yok edilinceye kadar tek tek bulunup parçalanması sağlanır. Yaklaşık 2.5-3 yıl kadar devam eder.

TEKRARLAYABİLİR Mİ?
Toplam 3-3.5 yıl süren tedavi sonunda % 85′lere varan oranda tamamen iyileşme sağlanır. Tedavi sonrasında yalnızca kontrollerle izlenen çocuklarımız, tüm sağlılı kardeş ve arkadaşları gibi normal yaşantılarını sürdürürler. hepimizde olabileceği gibi hastalığı yenmiş bireylerde de löseminin yeniden görülme olasılığı az da olsa vardır. Bu durumlarda da benzer tedaviler ve/veya kemik iliği nakli uygulanabilir.

TEDAVİ PROGRAMLARI:
Kemoterapide seçilen ilaçlar ve hangi zamanlarda, ne dozlarda verilecekleri uzun süren deneyler ve uygulamalar sonrasında belirlenmektedir. Türkiye’den de birçok değerli bilim adamının katıldığı bu çalışmalar, Hematoloji dergilerinde, kongrelerde açıklanmakta ve kullanıma sunulmaktadır. Oluşturulan bilimsel kurumlarda tedavinin başarısı ya da başarısızlıkları izlenmekte ve sonuçları değerlendirilmektedir. Aksayan noktalar, ulusal ve uluslararası bilimsel kurullarda değerlendirilerek yeni ilaçlar, yeni dozlar ya da değişik metodlar uygulamaya konulmaktadır.

KEMOTERAPİ İLAÇLARI:
Lösemi teavisine özgü ilaçların tümü maalesef yurtdışından temin edilmektedir. nakliye sırasında bozulmaması, uygun koşullarda sulandırılması, ısıdan ve ışıktan korunması, istenen sürede ve hızda verilmesi ve damar dışına kaçırılmaması gibi son derece zor ve titiz çalışmaların bir arada olması gerekir.

MALİYET:
Tedavide kullanılan ilaçlar son derece pahalıdır. Bir kutusu 100 milyon lira civarındadır. Yüzlerce şişe ilaç kullanılmaktadır. Kateterleri, kitleri, serumları, kan ürünleri hesaplanacak olursa tedavi maliyeti yüz milyarlarca lirayı bulmaktadır.

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR VE AİLELERİNİN PROBLEMLERİ:
Okuldan uzak kalmak
Arkadaşları tarafından dışlanmak
Toplumun bu çocukların iyileşme şansının olmadığını düşünmesi
Maske yüzünden hastalığın bulaşıcı olduğunun düşünülmesi
Çocukların sosyal etkinliklere katılamamaları (Sinema, tiyatro, …)
Çocukların sevdikleri yiyeceklerden uzak durma zorunluluğu
Kan bulamamak
Parasızlık
Hastanede çocuklarına refakat etmek isteyen ailelerin iş yerlerinden çok sık izin almaları sonucu işlerine son verilmesi

HEMOLOJİ-ONKOLOJİ VE KEMİK İLİĞİ TRANPLANTASYON HASTALARI İÇİN H1N1 AŞI VE TEDAVİ ÖNERİLERİ
Halen ülkemizde riskli gruplar için temin edilen aşı Novartis firmasının olup doz ile ilişkili öneriler bu aşı için eldeki bilgilere dayanarak verilmiştir. Ayrıca Sağlık bakanlığı tarafından hazırlanan H1N1 hastalık ve proflaksi izlem algoritmasına uygun olarak düzenlenmiştir.

Hasta grupları ve öneriler:
1.KİT hastaları için:
EBMT tarafında önerilen protokolün uygulanması önerilir.

2.Lösemi, lenfoma ve solid tümör hastaları için:
a.Halen yoğun kemoterapi alan hastalar
b.Halen idame tedavisi alan hastalar
c.Halen ayaktan kemoterapi alan hastalar
d.Halen kemoterapisi kesilmiş, ilk bir yıl içindeki hastalar
e.Malignitesi olmayıp farklı nedenlerle immünosüpresif tedavi alanlar (kortikosteroid dahil)
Bu gruptaki hastaların tümüne aşı önerilmektedir;

*Novartis aşısı:
0.5 ml hemen yapılıp 4 hafta sonra ikinci doz yapılması önerilir.

*Glaxo aşısı
6ay–9 yaş: 0.25ml hemen yapılıp 4 hafta sonra ikinci doz yapılması
1 0 yaş üstü: 0,5 ml hemen yapılıp 4 hafta sonra ikinci doz yapılması önerilir.

*Refakatçi annenin mutlaka ve mümkünse tüm aile fertlerinin aşılanması önerilir.

*Febril nötropenik hastalarda enfeksiyon tedavisi tamamlandıktan sonra aşı yapılması önerilir.
f. Halen kemoterapisi kesilmiş, bir yıldan fazla süre geçmiş hastaların normal sağlıklı çocuklar gibi okulda aşı protokolüne alınması önerilir.
ANTİVİRAL TEDAVİ UYGULAMALARI:
Tedavi
Hastalık belirtileri gösterenlere aşağıdaki tedavinin uygulanması önerilir (1 yaşın üstünde);

Oseltamivir 5 gün
≤ 15kg : 30 mg /doz, günde 2 doz;
15-23 kg : 45 mg /doz, günde 2 doz;
23 -40 kg : 60 mg /doz, günde 2 doz;
> 40 kg : 75 mg /doz, günde 2 doz;

Proflaksi
H1N1 ile temas ettiği düşünülen hasta grubuna uygulanması önerilir (1 yaşın üstünde);

Oseltamivir 10 gün
≤ 15kg : 30 mg /doz, tek doz;
15-23 kg : 45 mg /doz, tek doz;
23 -40 kg : 60 mg /doz, tek doz;
> 40 kg : 75 mg /doz, tek doz;

Tedavi sonrası (10. günden sonra) aşı programı uygulanır.

Bir yaşından küçük hastalarda oseltamivir uygulaması Eylül 2009 tarihli CDC bildirisinde yer almıştır. Pandemide ve ciddi enfeksiyonda uygulanabileceği bildirilmektedir. Literatür ekte verilmiştir.
Devamını Oku »

Sunday, November 9, 2014

Adım adımm tırnak bakım tüyoları

Kolunuzda marka bir çanta, ayağınızda süper bir ayakkabı, üzerinizde de şahane bir kıyafetle çıktığınızda ortalık yıkılıyor sanmayın! Eğer tırnaklarınız bakımsızsa, kırılmışsa ve ojeleriniz dökülüyorsa ne yazık ki tüm cazibeniz bir balon gibi sönebilir. Bu nedenle üstünüze başınıza olduğu kadar, tırnaklarınıza da bakmanızda fayda var!

Kadınların güzelliğinin tamamlayıcısı olan tırnak bakımının yanlış adreslerde yapılmasının geri dönülmez sağlık problemlerine neden olabileceğinin altını çizen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Dermatoloji Uzmanı Dr. Vefa Gönenç, adım adım tırnak bakımının doğru yollarını anlattı:

• Tırnakların bakımı ve süslenmeleri modern toplumlarda kadınlar için güzelliğin olmazsa olmazlarından biri durumunda. Amerika’da, tırnak bakımı ve kozmetikleri için bir yılda yaklaşık bir buçuk milyar dolar harcanması bunun en önemli göstergelerinden.
• Tırnak bakımı alışkanlıkları, son yıllarda giderek değişiyor. Konunun insan sağlığı açısından önemi kavranıyor ve daha profesyonel bir yapılanmanın gereği ortaya çıkıyor. Bugüne kadar eğitimsiz ellerde yürütülen bu işlemler yavaş yavaş hastanelere kayıyor. Bu nedenle, tırnak bakımına önem verenlerin, doğru adreslere gitmesi ve insan sağlığı konusunda hiçbir eğitimi olmayanlardan sakınmaları önem taşıyor. Aksi takdirde geri dönüşü mümkün olmayan ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kalabilirler!

Güzelleşirken hastalanmayın!
• Dermatoloji kliniklerine her gün birçok hasta tırnak sorunları nedeniyle geliyor. Tırnak hastalıkları; sistemik hastalıklardan veya travma ve enfeksiyon gibi dış etkenlerden kaynaklanabiliyor. Bazen tırnağa uygulanan bakım işlemlerine bağlı sorunlarla da karşılaşabiliyoruz.
• Tırnak bakımı; tırnakların basit bir manikürle parlatılmasından, işlemeli tırnakların uygulanmasına kadar birçok işlemi içermektedir. Tırnak güzelliği üç ana faktöre bağlıdır:
- Tırnağın şekli
- Tırnağın süslenmesi
- Tırnağın kıvamı

Kısa tırnağa cilalı imaj
• Tırnağın şekli: Tırnağın şekli, dış hatlarına ve boyutlarına bağlıdır. Tırnak uzunluğunun, genişliğine oranı; estetik görünüş için çok önemlidir ve başparmak için eşit olması gerekir. Bu oran, normalden farklı olduğunda çekiciliğini yitirir. Kısa ve geniş tırnaklara tırnak cilası uygulanarak görünüm değiştirilebilir. Amaç, tırnağı daha uzun göstermektir. Tırnaklarda uygulanan koyu renkli cilalar ve ojeler, daha uzun bir görüntü elde etmek için kullanılabilirler. Örneğin french tipi bakımda; tırnaklar bilerek uzun bırakılır ve ön kısımları daha açık beyaz bir renge boyanır, böylece uzun değil de sanki doğal bir tırnak görüntüsü varmış gibi etki yaratılmaya çalışılır.
• Geçmiş yıllarda oval kesilmiş tırnaklar daha çekici olarak algılanırken, günümüzde tırnak şekli yuvarlak veya sivri uçlu olsa da, az ya da çok kare şeklindeki tırnaklar beğenilmektedir. Tırnakları hafif uzun tutmak güzellik katar; ama fazla uzun bırakıldığında itici hale gelir. Üstelik elin kullanımını kısıtlayabilir veya tırnak plağının yatağından ayrılmasına da neden olabilir.

Eşit kesin, düzgün boyayın
• Tırnağın süslenmesi: Eşit uzunlukta kesilmiş, hatları düzgün ve boyanmış tırnaklar çok çekici görünürler. Son yıllarda, üzerleri işlemeli yapay tırnaklar ilgi odağı olmuştur. Elmaslar ve zümrütlerle yapılan işlemeler ve tırnağın serbest ucuna takılan değerli taşlar, tırnakları güzelleştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Ayrıca tırnaklara çeşitli resimler ve değişik boya teknikleri de uygulanmaktadır.
• Tırnağın kıvamı: Tırnaklar yumuşatılmalı veya hafif gevrek halde olmalıdır. Gevrekleşme arttığında tırnakta çok sayıda boyuna veya enine yarılmalar görülebilir. Tırnak kırılmaları son derece rahatsız edici bir durumdur. Bu nedenle tırnak kıvamını tutturmak çok önemli!

Adım adım tırnak bakımı
1- Önce sterilizasyon: Öncelikle tırnak bakımında kullanılan tüm aletlerin sterilizasyonu çok önemli bir konudur. Hepatit B ve C gibi çok ciddi virüs enfeksiyonları veya birçok mantar enfeksiyonu manikür salonlarından alınmaktadır. Bu unutulmaması gereken çok ciddi bir sorundur. Alet sterilizasyonu için en uygun yöntem ultrasonik bir temizleyicinin ardından özel sterilizasyon çözeltilerinden (glutaraldehit gibi) yararlanmaktır.
2- Ojelerinizi silin: Tırnak bakımına, daha önceki işlemlerden kalan cila artıklarının temizlenmesi ile başlanır. Bu amaçla kullanılan aseton ve/veya butil veya etil asetat veya benzer bileşikler içeren maddeler, tırnak boyasıyla birlikte tırnak plağından da yağ (lipit) kaybına neden olabilirler. Tırnaklarda aşırı kurumaya neden olmamak için bu ürünlere bazı yağlar eklenmelidir. Bizim bildiğimiz doğal badem yağı, susam yağı ve bazı bitkisel yağ çeşitleri kullanılabilir. Bu yağlar, asetonun içine katılabildiği gibi hemen arkasından bakım olarak da uygulanabilir. Burada amaç yağ kaybını hemen tolere edebilmek. Çünkü aseton veya diğer sökücüler, tırnağın ve derinin üzerindeki yağ tabakasını tamamen temizlerler ki bu da nem kaybına neden olur. Bu yağlar, nem kaybına engel olmak amacıyla kullanılabilir.
3- Uzun tırnakları kesin: Bakımda bir sonraki adım tırnağa şekil verilmesidir. Özellikle uzun tırnakları kesmek için özel tırnak makaslarından yararlanılır. Ancak, tırnak plağının tümüyle hasarlanma riski göz ardı edilmemelidir.
4- Törpüleyerek şekil verin: Bunun dışında, tırnak uçlarını düzgün tutabilmek için törpüleme işlemi düzenli aralıklarla yürütülmelidir. Zımparalı veya metal tırnak törpüsü kullanılarak tırnak kenarları törpülenir. Bu tırnak törpüleri kişiye özel olmalıdır. Hiçbir dezenfeksiyon işlemine tabii tutulmayan törpüler birçok enfeksiyonun bulaşmasına neden olabilir, özellikle mantar enfeksiyonlarına dikkat edilmelidir.
5- Tırnak etlerini kesin: Tırnak plağı üzerindeki düzensizlikler tırnak tamponu ile giderilir. Kutikül yani tırnak eti temizliği öncesinde bu kısımlar yumuşatılmalıdır. Bunun için tırnaklar önce sabunlu suda bekletilir ve ardından kutikül gidericiler uygulanır. Yaklaşık 10 dakika beklendikten sonra yıkanır. Ardından çeşitli iticilerle veya makaslarla bu kısımların fazlalıkları alınır. Bunu yaparken tırnak-kutikül bütünlüğü bozulmamalıdır.
6- Önce boyayın sonra süsleyin: Bakımda son olarak, bir kat zemin astarı, üzerine renkli cila ve onun da üzerine şeffaf üst astar uygulanır. “Fransız Manikürü” tırnağın doğal görünümünü savunur. Tüm tırnak pembe veya bej renge boyanır. Ardından tırnak ucuna beyaz bir şerit uygulanır; böylece normal tırnak yapısına benzetilir.

Tırnak etini fazla alma dolamaya neden olur
• Tırnak üzerindeki kutikül denilen, halk arasında ‘tırnak eti’ diye bilinen kısmın temizlenmesi hayli dikkat ister. Çünkü bu deri uzantısının fazla alınması; tırnak etrafı dokuyu korumasız bırakır ve tırnak dibinden giren enfeksiyon ajanları dolamaya neden olabilir. Kutikülin aşırı alınması tırnak etrafı dokuda enfeksiyona neden olabileceği gibi ileri durumlarda tırnak matriksi hasarına bağlı enlemesine oluklanmalar da görülebilir.
• Kutikül kremleri, su içinde yağ emülsiyonları olup, tırnak plağı ve bitişiğindeki derinin yumuşamasına yardımcı olur. Bunlar yalnızca krem şeklinde değil, aynı zamanda losyon, yağ, merhem veya parafinli preparat şeklinde olabilirler. Kutikül kremlerine, geleneksel nemlendiricilerin yanı sıra, lanolin, üre, mineral yağı ve vazelin de eklenebilmektedir. Yalancı safran yağı, buğday tohumu yağı, kayısı özü yağı, çuha çiçeği yağı, çay özütü yağı, üzüm çekirdeği yağı, hint yağı ve Amerika armudu yağı popüler olan botanik yağlardır. Vitamin A, vitamin C, vitamin E, retinol ve beta karoten de formülasyonda yer alabilir. Bunların haricinde; laktik asit, salisilik asit, aloe vera, amino asitler, sodyum florür, kollajen ve buğday proteini de kullanılmaktadır.

Tırnak cilasının içeriğine dikkat
• Tırnak cilaları; tırnağı güzelleştirmek ve korumak amacıyla kullanılmaktadır. Zemin astarı genellikle mat beyaz veya bej renkte olur; tırnak yüzeyindeki düzensizlikleri doldurmak için kullanılır. Üst astar şeffaf bir katmandır. Tırnağa parlak bir görüntü vermesinin yanı sıra, erken dökülmeleri de önler. İyi bir tırnak cilası, kolay uygulanabilmeli, esnek ve parlak olmalı, hızlı kurumalı, tırnağa iyi tutunmalı ve travmalara karşı tırnağın direncini arttırmalıdır.
• Tırnak cilaları temas egzamalarına neden olabilirler. Tırnak etrafı deride, göz kapaklarında, yüz ve boyunda sıklıkla görülür. Bu egzamaların çoğu tırnak cilası içinde sıklıkla kullanılan toluen sulfonamid-formaldehit reçinesine bağlı gelişir. Şüphe olması halinde ‘yama testi’ denilen alerji testleri yapılır. Duyarlılık gelişmesi durumunda kullanım kesilmeli, bu maddeyi içermeyen cilalar tercih edilmelidir.


Kırılan tırnakları ambalajlayın
• Tırnak güçlendiricileri, tırnak kırılmalarını önlemek için kullanılan özel tırnak cilalarıdır. Formaldehit içeren ürünlere karşı dikkatli olunmalıdır. Bunlar egzamalara, dolamalara ve tırnakta renk değişimlerine neden olabilirler. Son yıllarda kullanılan ürünlerde formaldehitten vazgeçilmekte (bunun yerine teflon, ipek, naylon, akrilik reçine, titanyum/silikon/zirkonyum polimerleri, biyotin, kalsiyum, keratin, vitaminler vb. ürünler tercih edilirler) veya yalnızca yüzde 5 oranında kullanılmaktadır. Uygulama yalnızca tırnağın uç kısmına yapılır.
• “Tırnak ambalajlama”; zayıf, kırık ve yarık tırnakları onarmak için kullanılan bir tekniktir. Doku kağıdı, onarılacak alan üzerine uygulanır ve üzerine şeffaf tırnak cilası veya tırnak yapıştırıcısı sürülür. Bu onarımın üzerine düzenli olarak tırnak cilası uygulanabilir.


Protez tırnaklar alerji yapmasın
• Yapay tırnaklar, doğal tırnaklar yeterince uzamadıklarında kullanılırlar. Protez tırnak uygulamaları oldukça profesyonel uygulamalardır. Eğitimli ellerde yapılmaları zorunludur. Uygulamalara bağlı birçok fiziksel hasar görülebildiği gibi kullanılan maddelere karşı alerjik reaksiyonların gelişme riski de düşünülmelidir.
• Ayrıca tırnak batıkları da yine mutlaka bir uzman doktor tarafından değerlendirilmesi gereken durumlardandır. Tırnak üzerinde yapılan cüretkar işlemler, birçok önemli soruna neden olabilir. Basit enfeksiyonlardan, kemik iltihabına (osteomyelit) kadar değişebilen ciddi durumlar gelişme riski vardır.


Sağlıklı tırnaklar için tavsiyeler

Tırnakları da kurulayın
Tırnak bakımına önem verilmediği zaman, birçok tırnak hastalığının gelişmesinin yanı sıra estetik olarak da rahatsız edici durumlar ortaya çıkabilir. Eller yıkandıktan sonra tırnaklar iyice kurulanmalıdır.

Eldivenle iş yapın
Sürekli su gerektiren işlerle uğraşanların eldiven veya nemlendirici krem kullanmaları önemli bir noktadır.

Tırnak fırçası kullanın
El temizliğinden sonra tırnakların altında biriken kirler mutlaka bir tırnak fırçası yardımıyla temizlenmelidir.

Fazla uzatmayın
Tırnaklar, hijyen ve sağlık açısından fazla uzatılmadan kesilmelidir. Ancak kadınların çoğu uzun tırnakları tercih ederler. Bu kişilerin tırnak bakımına daha fazla önem vermeleri gerekmektedir.

Tedaviyi ihmal etmeyin
Birçok insan tırnak çatlamasından veya kırılmasından yakınır. Tırnak kozmetikleri bu yakınmaları büyük ölçüde giderdiklerinden yaygın olarak kullanılırlar. Tıbbi veya cerrahi işlem gerektiren tırnak bozuklukları, bazen kozmetik tırnak teknikleriyle kamufle edilebilir. Ancak, kozmetik uygulamalar, hastalığı gizler ve uygun tanıyı zorlaştırır. Oysa hastalığın tedavisi esastır.

Doğru ürün seçin
Kozmetik ürünlerin bazı riskli hastalarda kullanımları sınırlıdır. Akriliklere karşı duyarlılığı olanlarda, parmak çevresinde kronik yaraları bulunanlarda bu kimyasallar kullanılmaz. Uzun süreli su teması bulunan kişilerde akrilik boyaların dayanması zordur. Ayrıca bu maddeler sedef hastalığını tetikleyebilirler. Sedef hastalığında kutikül temizliği bile sakıncalıdır. Ayrıca liken veya lupus gibi bazı deri hastalıklarında da sakıncalı durumlar gelişebilir. Işığa karşı duyarlı hastalarda veya güneş ışınlarına duyarlılık yaratan bazı ilaçların kullanımında ürün seçimi oldukça önemlidir.
Devamını Oku »

Sunday, October 12, 2014

İstenmeyen Tüylerden Kurtulma Yöntemleri



Gerçekliği henüz kanıtlanmamış olsa da, bu kavramla tanışmayan kadınların var olduğu şeklinde bir rivayet söz konusu. Ama dediğimiz gibi sadece rivayet. Kendisinin öyle bir sorunu olmadığı ve bu nedenle şanslı olduğunu söyleyen ve bunun genetik yapısından kaynaklandığını ya da Allah vergisi vs. olduğunu iddia edenlerimizin sayısı da yabana atılamayacak kadar fazla. Her neyse. Belki de öyledir tabii. Biliyoruz, muhtemelen sizin de ihtiyacınız yok ama bir arkadaşınızın ihtiyacı olur da kendisine yol gösterir ve hayır duasını alırsınız diye birkaç öneri paylaşalım istedik. Ve bu önerilerimizi sıralarken varsayıyoruz ki son derece yaygın lazer epilasyon yöntemlerinden herhangi birini çeşitli nedenlerle tercih etmiyorsunuz. Ve yine çeşitli nedenlerle piyasada bol miktarda bulunan bitkisel ya da kimyasal tüy dökücüleri de kullanmak istemiyorsunuz. Tamam. İşte size evde, doğal materyaller kullanarak hazırlayacağınız karışımlarlaistenmeyen tüylerden kurtulma yöntemleri. Büyükannelerimizin “kadınlar için gizli sırlar” kitabından kadim yöntemler.

İstenmeyen Tüylerden Kurtulma Yöntemleri: Önce Ana Fikir

Her şeyden önce bilinmesi gerekir ki epilasyon dışındaki yöntemlerde amaç istenmeyen tüyleriköklerinden “zayıflatarak” yok olmalarını sağlamaktır. Yani bu yöntemlerle istenmeyen tüylerinizden bir kerede ve sonsuza kadar kurtulamazsınız. Bitkisel yöntemlerde istenmeyen tüyler tekrar edilen uygulamaların sonunda “incelir, zayıflar, azalır” ve ardından yok olur. Kötü haber: İstenmeyen tüylerinizden bir kerede ve sonsuza kadar kurtulmanızı sağlayacak ilaç bildiğimiz kadarıyla henüz üretilmedi. İyi haber: Doğru bitkisel yöntemler ve ilaçlar sabırla uygulanırsa istenilen sonucu verir.





İstenmeyen Tüylere Bitkisel Çözümler 1: Limon ve Tuz Yöntemi

Çok basit ve hazırlanışı kolay bir yöntemdir. Bir limon sıkılır ve suyu bir kap içerisine konulur, içine 2 çay kaşığı tuz eklenir. Ağda işleminden sonra hazırlanan bu karışım tüylerin çıktığı bölgelere yavaşça sürülür. Bu işlemi 3-4 kez uygularsanız olumlu sonuçlarını gözlemleyebilirsiniz. Var olan tüylerin zayıfladığını ve azalmaya başladığını göreceksiniz. Uygulama şu nedenle işe yarar: Limon ve tuz kıl köklerine kadar inerek; köklerin zayıflamasına neden olur. Ancak dikkat etmeniz gereken konu limon ve tuz ikilisinin uyguladığınız bölgeleri yakma olasılığıdır. Yanma hissettiğinizde hemen yıkamalısınız ki hassas cildiniz zarar görmesin. Bu karışımın uygulamanın ardından 3-4 saat bacakta bekletilmesi gerekir.

İstenmeyen Tüylere Bitkisel Çözümler 2:Soğan Sarımsak Kürü

Soğan rendelendikten sonra suyu bir kaba konur ve içine bir adet sarımsak rendelenir. Rendelenen sarımsak sulandırılarak soğan suyunun içine ilave edilir. Elde edilen karışımla ağda yapılan yerler ovularak masaj yapılır. Soğanın etkisi kılları tamamen yok etmeye yöneliktir. Her ağda uygulamasının ardından tekrarlamak gerekir. Karışımın uygulanan yerde 1 saat bekletilmesi önerilir. Zaman içerisindetüylerinden tamamen kurtulmak isteyenler için önerilen basit, geleneksel ama kokulu bir yöntemdir.



İstenmeyen Tüylere Bitkisel Çözümler 3:Portakal Kürü

Bir portakal soyulur, kabuk kısmı robottan geçirilir, kremsi bir kıvama gelen malzemeye bir yemek kaşığı zeytinyağı eklenir. Hazırlanan karışım istenilen bölgeye ağda işleminden sonra uygulanır. Dikkat edilmesi gereken konu bir saatten fazla bekletilmemesi gerektiğidir. Portakal ve limon gibi meyveler asit içerdiği için kıl köklerini yakıcı etki yaparlar zaten amaç da budur. Ama bilirsiniz, her şeyin fazlası zarardır.

İstenmeyen Tüylere Bitkisel Çözümler 4: Nane Çayı

Nane çayı tüketmenin istenmeyen tüyler konusunda faydalı oluğu bilinir. Her tüy yapısına uygun olmayabilir ve bu nedenle herkeste işe yaramayabilir ama nane çayı içmek “hoş aroması “ nedeniyle de keyifle denenebilir bir seçenektir. Denemekten bir şey kaybetmezsiniz. Nane çayını düzenli aralıklarla için,istenmeyen tüylerin azaldığını gözlemleyeceksiniz.

Saglikli yasam saglikli bilgi
Devamını Oku »

EVDE AĞDA YAPIN



"Bit pazarına nur mu yağdı?" diyenlerdenseniz, haklısınız. Zaman değişti, ekonomik olmak lazım. Dışarıda dünyanın parasını vermek yerine evde ağda yapabilirsiniz. İlk birkaç denemede etraf ve üzeriniz batsa da (kendinizi yakmadığınız müddetçe) hiç zor değil.

Yok zaten dışarıda ağda yaptırmayanlardansanız en azından ağda yapmayı öğrenebilirsiniz. İnanın partnerinizi mutlu edeceksiniz.

***

Malzemeler:

* 1 su bardağı toz şeker veya esmer şeker
* 1 su bardağını biraz aşacak kadar su
* Yarım çay kaşığı limon tuzu

Yapılışı:

* Önce bir kaba şeker ve suyu koyup, karıştırarak yaklaşık 8 dk kaynatın.
* Daha sonra limon tuzunu ilave edip ağda kıvamını alana dek karıştırarak kaynatmaya devam edin.
* Son olarak kıvama gelen ağdayı çabuk soğuması için ıslattığınız mermerin veya fayansın üzerine boşaltın ve ellerinizi ıslatarak oyun hamuru gibi ağdayı elinizde özleştirmek için sürekli çekerek uzatın. Böylece ağdanız 2-3 dk içinde kullanıma hazır hâle gelecektir.

Uygulama:

Ağdayı soğumaya başlayınca iyice sertleşmeden önce mermerden alın. Bir ıslak poşeti yanınızda bulundurun (ara ara ağdayı elinizden bırakmak istediğinizde bu ıslak poşetin yüzeyini kullanacaksınız). Bir de ıslak bez (ellerinizi nemlendirmek için).

Ağdayı iki elinizle tutup çekerek sündürün ve katlayın. Tekrar çekip uzatın ve tekrar katlayın. Ellerinizi ıslatarak bu harekete devam edin.

Ağdanın rengi açılmaya başlayınca ve yumuşayınca (bez ağdası ya da sir ağda gibi sulu olmayacak, çiklet gibi olacak) bacağınıza tüylerin çıkış yönünde elinizle iterek yayın.

Sonra elinizle alttan iterek ucunu kaldırın iterek yavaş yavaş çekin.
Sağlıklı yaşam sağliklı bilgi
Devamını Oku »

Wednesday, October 1, 2014

Saçı dökülen erkeklere bir iyi birkaç kötü haber



RİSK YÜZDE 40 DAHA FAZLA

ABD'de yapılan araştırma, 45 yaşında hem tepe hem de şakak bölgesi açılanların hızlı seyreden prostat kanseri türüne yakalanma riskinin yüzde 40 fazla olduğunu gösterdi. Araştırmaya 40 bine yakın erkek katıldı. Bu kellik türünden muzdarip erkeklerde agresif prostat kanserine yakalanma riskinin arttığı görüldü.

KELLİĞİN NEDENİ ERKEKLİK HORMONUNUN ARTMASI

Ancak bilim adamları kelliğin diğer türleri ve prostat kanseri riski arasında bağlantı bulunmadığına dikkati çekti. Kelliğe erkeklik hormonlarının artmasının yol açtığını belirten bilim adamları bu durumun da kanseri tetikliyor olabileceğini belirtti.

Bilim adamları, sonuçların başka araştırmalarla doğrulanması halinde, agresif (hızlı seyreden) prostat kanserine yakalanma riski daha fazla olanların "kellik türünden" anlaşılabileceğini ve erken teşhisin mümkün olabileceğini vurguladı. Araştırmanın sonuçları "Journal of Clinical Oncology" dergisinde yayımlandı.


NELERİN BELİRTİSİ?

Saç dökülmesi ayrıca kalp hastalığı, prostat büyümesi, stres, tip 2 diyabet, kadınlarda polikistik over sendromu, tiroid sorunları, immün sistem sorunları gibi hastalıkların bir belirtisi olabilir. Ancak erkeklerde saç dökülmesinin erkekler için iyi bir tarafı da olabilir. Eğer saçlar yüksek testosteron seviyesi nedeniyle dökülüyorsa bu cinsel hayatının daha iyi olacağı anlamına geliyor. Çünkü yüksek testosteron saç köklerinin zayıflamasına neden olduğu gibi libidoyu da artırıyor.
Sağlıklı yaşam sağliklı bilgi
Devamını Oku »

Saturday, September 27, 2014

Loş ışıkta yakını göremiyor musunuz?

Yaşa bağlı yakını görememe (presbiyopi)insanoğlunun en büyük kozmetik sorunlarından biridir.Ameliyat kararı verirken bunun kozmetik bir sorun olduğunu düşünerek hastaya çok iyi açıklamalı ve tedavi sırasında zarar verilmemelidir.


PRESBİYOPİ; Göz içi merceği şekil değiştirerek kırıcılığı arttırır ve yakına odaklanır bunu bir fotoğraf makinesinin zoomlamasına benzetebiliriz.

40 yaşından sonra göz merceği bu özelliğini kaybeder ve yakına odaklanmada problem başlar. Bu fizyolojik bir yaşlanmadır ve 40 yaşından sonra her on yılda bir ortalama +1 numara büyür.
Loş ışıkta yakını görmenizin zorlanması, okuduğunuz bir gazeteyi daha iyi görmek için biraz uzağa götürmeniz presbiyopinin başladığını gösterir.

Gözde başka rahatsızlık olması presbiyopiyi nasıl etkiler?
Miyop hastalar 40 yaşından sonra genelde mevcut gözlüğü çıkartarak yakını görebilirler hipermetrop hastalar ise ikinci bir okuma gözlüğü kullanmak durumundadırlar.Presbiyopi genelde 40 yaşlarında başlar ve maalesef herkeste oluşur. Refraktif cerrahi doktorlarının sorunun cevabını çözemediği en önemli problemdir .

PRESBİYOPİ TEDAVİSİ

Gözlük kullanımı: Progressif dediğimiz yakını ve uzağı net gösteren camlar dünyada en çok tercih edilen tedavi yöntemidir. Hasta için alışma zaman alsa da sonrasında rahat edebilirler.

Multifokal Kontakt Lensler; Hastalar alışabilirse mutlu olabilir ancak göz kuruluğu dikkate alınmalıdır .

LCK-LightTouch Konduktif keratoplasti; FDA onayı olan bu yöntem 1-2 yıl önce Multifokal lenslerdeki yenilikler nedeniyle yerini bu ameliyatlara bıraktı.

Çeşitli avantaj ve dezvantajları olan bir yöntemidir

Korneanın kesilmeden yapılması gibi avantajları vardır ancak el cerrahisi ile yapıldığı için kişiye bağlı olabilen faktörler ki bunlar hastanın ışığa bakamaması, hareket etmesi gibi ameliyatın sonuçlarında etkili olabilir. Oysaki lazer ameliyatlarında mikron seviyesinde hassasiyetle çalışılmaktadır.Bugün kullanılsa da çok fazla tercih edilen bir yöntem olmaktan uzaklaşmıştır .

MULTİFOKAL GÖZ İÇİ LENSLERİ

Katarağı olan ve 40 yaşın üzerinde hipermetropisi veya miyopisi olup yakınıda görmek isteyen hastalara uygulanan ameliyat yöntemidir.
Yöntemin uygulandığı hasta grubu 40 yaşın üzerinde hem uzak hemde yakını göremeyen,tercihen hipermetropisi olan kişilerdir.
En önemli şikayet gece ışıklarda parlama ve dağılmalar olabilmesidir.

MONOVİZYON LAZER TEDAVİSİ

Kişinin uzağa dominant gözüne tam düzeltme yapılır. Yakın dominant olmayan göze ise tam düzeltmeden fazla bir düzeltme yapılarak -0.75 -1.00 numara miyop bırakılır.

Sonuç olarak presbiyopi tedavisi kozmetik amaçlı bir tedavi yöntemidir.Bu yüzdende tedavi sırasında hastaya zarar vermemeliyiz.Hasta seçimi çok önemlidir.Gelecekte yetenekli merceklerle bu sorunun çözülme imkanı olacaktır.

YENİ PRESBYOPİ TEDAVİ METODLARI

1) INTRACOR
Yakın görmeyi düzelten ve yakın gözlüğü kullanmayı sona erdiren bu yöntem yalnızca Intracor Presbiyopi tedavisi için özel olarak geliştirilen Femtec Femtesecond Lazer cihazı ile yapılmaktadır.“ Femtosecond Lazer kısa zamanda (saniyede 15,000 nokta) sayısındaki lazer ışınını mikron düzeyinde hassasiyetle istenilen noktalara odaklayıp kornea tabakasında 1–3 mikron büyüklükte su içeren kabarcıklar oluşturur ve bu kabarcıklar doku ayrışmasını sağlar.Böylece, Presbyopi tedavisi, gözün dış tabakasını kesmeden, kornea dokusunu inceltmeden yapılır.
Lasik tedavisinden farklı bir şekilde uygulanmaktadır. Lasik uygulamalarında korneadan flep kesisi yapılırken bu yeni tedavi de korneadan flep kesisi yapmaya gerek yoktur. Korneanın ön yüzeyine dokunulmadığı için 20 saniye gibi çok kısa bir sürede, Ağrı ve enfeksiyon riski olmadan uygulanmaktadır. İnce ve kuru gözlere uygulanabilir.Tedaviden hemen sonra hasta normal hayatına döner. Bu yöntemin avantajı diğer yöntemlerden farklı olarak 2 göze uygulanabilmesi ve uzak görüşü bozmadan yakın görmeyi düzeltmesidir.

Avantajları

• Intra COR adı da verilen bu tedavi öncelikle tek göze, 3 ila 6 ay sonra diğer göze de uygulanabilen bir yöntemdir. Diğer tetkiklerin aksine uzak görüşü etkilemez.
• Daha önce katarakt ya da lazer ameliyatı olmuş gözlere uygulanmasında bir sakınca yoktur.

Yaklaşık 2 D YAKIN GÖZLÜK NUMARASI DÜZELTİLEBİLMEKTEDİR...

Tedaviden yüzde yüz sonuç almak mümkün mü?
En önemli özelliği, uzak görmede bir bozukluk yaratmadan uygulanması ve yakını görmeyi düzeltmesidir.
Gözü kaybetme riski bu yöntemle yoktur.
Bu yöntemin uyguladığı her yüz kişiden 90’ı gözlüksüz gazete okur hale gelmiş ve eski şikâyetleri hiçbir zaman geri gelmemiştir.
Bu yöntem katarakt başlangıcı olan ve de ince kornası olan kişilere uygulanamaz
45 yaşını geçmiş hastalara uygulanır
Daha önce lazer olmuş olması bu ameliyatı olmasını engel değildir.

2) SUPRACOR

Supracor yakın görüşün düzeltilmesini sağlayabilen basit bir işlemdir. Bu işlem esnasında gözün dış yüzeyine excimer laser uygulanılarak kornea nazikçe yeniden şekillendirilir. Presbiyopi cerrahisinde supracor diğer refraktif cerrahi işlemlere nazaran daha güvenlidir.
Yakın görüş supracor tedavisinin amacı; gazete, restoran mönüsü, bilgisayar ya da cep telefonundaki her gün karşılaştığınız yazıları gözlüksüz okuyabilmeniz için yakını görme gücünüzü iyileştirmektir. Supracor uzak görüşü bozmadan hem uzak hem de yakın görmeyi tek seansta düzelten güvenli ve etkili bir yöntemdir.

SONUÇLARI OLDUKÇA YÜZ GÜLDÜREN %90 BAŞARI SAĞLAYAN PRESBYOPİ DÜZELTME AMELİYATIDIR

SUPRACOR, Teknolas Excime Laser 217 P ile uygulanabilen yeni bir korneal tekniktir. Presbiyopik algoritması sayesinde her iki göze birden yapılır. Hipermetrop, Emetrop ve Miyop gözlerin yanı sıra post-LASIK durumlarında da uygulanır. Tek seansta hem uzak hem yakın görme düzeltilmektedir. Intracor deneyimlerimizden yola çıkılarak geliştirilmiş ve birleştirilmiş 2 dünyanın en iyisidir. Diğer presbi-Lasik yöntemlerinde Pupil (gözbebeği) alanı içerisinde istenmeyen aberasyon (sapma) oluşup uzak görüş bozulurken, bu yöntemde istenmeyen aberasyonlar oluşturulmadan sonuca varılmaktadır.

Supracor için bazı uygunluk kriterleri vardır.Bunlar muayene ve ölçümlerle tespit edildikten sonra tedavi uygulanabilmektedir. Lasik yöntemine uygun olan her göze Supracor da uygulanabilir. Kısıtlamalar ise yine lasik adaylarındaki gibi kuru göz, katarakt, ince kornea, glokom, keratokonus gibi göz hastalıklarını içermektedir.Intracor'da başarı şansı %80'lerdeyken, Supracor sayesinde yakın tedavilerde başarı şansını %90'a çıkarmayı başardık. Ayrıca Supracor ile ilk defa uzak hipermetropu ile yakın hipermetropu (presbiopi) aynı anda tedavi edilebilmektedir. Başarı oranının %90 olmasının yanında en önemli diğer başarı uzak görme kalitesinde hiçbir kayıp olmamasıdır. Bütün diğer presbiopi tedavilerinde uzak görme kalitesinde kayıplar olabiliyordu.
Devamını Oku »