Bu sene yazın çok sıcak olacak sıcak havalarda peki ne gibi önlemler alınmalı sıçak havalarda tabiki her doktorunda önerdiği gibi bol sıvı tüketimidir vücudumuzun bol su kaybını önlemek için bol bol su içmemiz gerekmektedir.Gerekli olmadığı sürece dışarı çıkılmamamalıdır.Sıvı kaybını önlemek için serin yerlerde durulmalı c vitami gibi besinler alınmalıdır.
Devamını Oku »
Friday, June 27, 2014
Tuesday, June 24, 2014
Sağlık Nedir?
Sağlık, sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, "sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali" olarak açıklar.[kaynak belirtilmeli] Yaşayan birorganizmada, organizmanın dengede olduğu bir durum olarak tanımlanabilir. Bu dengeli durumda organizmaya giren ve organizmadan çıkan madde ve enerji miktarı (organizmanın normal büyüme sürecinde kullanılan madde gözardı edildiğinde) yaklaşık olarak eşittir ve organizmanın hayatta kalma beklentisi vardır.
Devamını Oku »
Wednesday, June 18, 2014
Şizofreni
Şizofreni, mental ve sosyal işlevselliği etkileyen ve yeti kaybına yol açan bir psikiyatrik hastalıktır. Bu rahatsızlık hastaların yaşamları kadar aile ve arkadaşların yaşamlarını da etkiler. Şizofreni, davranışın bilişsel, duygusal, algısal ve diğer yönlerini kapsayan, değişkenlik gösteren, işlev kaybına yol açabilen bir klinik sendromdur. Görünümü hastaya ve zamana göre değişkenlik gösterir, fakat hastalığın etkisi genel olarak ağırdır ve çoğunlukla uzun sürelidir.
Şizofreni, tüm toplumlarda ve coğrafi alanlarda görülür. Sıklık ve yaşam boyu yaygınlık oranları tüm dünyada neredeyse eşittir. Genel nüfusun %0.5-1’i yaşamın bir döneminde şizofreni geliştirir. Erkek ve kadınlarda eşit oranlarda görülür.
Günümüzde şizofreni hastalarında sıklıkla gözlenen belirtilerin yazılı tanımlarına kayıtlı tarih boyunca rastlanmaktadır. Şizofreni 18.yüzyılda araştırılmaya ve tedavi edilmeye başlanmıştır. Şizofreni, dementia precox olarak ilk tanımlandığı yüzyılı aşkın zamandan bu yana, nedenleri ve sınıflandırma sistemleri açılarından tartışmalı bir tanıdır. Aynı zamanda şizofreni terimi stigmatizasyona ve yanlış anlaşılmaya uğramıştır. Geleneksel bir bakış açısı ile, şizofreni hastaları hastalar nadiren çalışan, anlamlı ilişkiler kuramayan, toplumdan izole hatta sokakta yaşayan ve sosyal sınıflarda gerileme eğilimi gösteren kişilerdir. Fakat bu olumsuz bakış açısı değişmeye başlamıştır. Şizofreni tanısı alan hastalar üzerinde yapılan yeni bir çalışmada, 15 ve 25 yıllık takiplerde hastaların yaklaşık %50’si iyi klinik sonuçlar göstermektedir Son yıllarda geliştirilmiş tanı kriterleri ile güvenilir bir şekilde şizofreni tanısı konmakta ve uluslararası tanı sistemleri ile şizofreni, tanısal bir durum olarak bilinmektedir ve geniş bir hasta kitlesini tanımlamaktadır.
Şizofreni başlangıç yaşı, erkeklerde tipik olarak onlu yaşların sonu ya da erken yirmili yaşlar iken, kadınlar hastalığa genellikle yirmili yaşların sonu ile otuzlu yaşların başında yakalanırlar. Ailede şizofreni öyküsünün olması önemli risk faktörlerindendir. Davranış genetiği alanındaki 80 yıllık ikiz, aile ve evlat edinme çalışmaları, şizofreninin kalıtsal olduğuna işaret etmektedir. Aile çalışmaları, hasta bireyle genetik paylaşım derecesi arttıkça şizofreni geliştirme riskinin de arttığını göstermiştir. Mary Cannon ve arkadaşları, şizofreni gelişiminde risk faktörü olarak gebelik sırasındaki komplikasyonlar (kanama, diyabet), doğum sırasındaki komplikasyonlar (acil sezaryen, asfiksi) ve anormal fetal büyüme ve gelişme (düşük doğum ağırlığı) şeklinde şizofreniye eşlik eden üç grup doğumsal komplikasyon tanımlamışlardır.
BELİRTİLERİ
Şizofreni başlangıcı yavaş veya hızlı olabilir. Hastaların çoğunda belirtiler yavaşça ortaya çıkıp artış gösterir. Bu evrede, sosyal içe çekilme, okul veya işe ilgi kaybı, hijyen ve kendine bakımda bozulma, sıra dışı davranış veya kızgınlık nöbetleri gibi belirtiler görülebilir. Aile üyeleri bu davranışları rahatsız edici ve yorumlanması güç bulabilir. Hastaların algı bozuklukları (işitsel, görsel ve bedensel), düşünce bozukluğu (sanrılar) ve içgörü kaybı gibi çeşitli psikiyatrik belirtileri yaşaması ile şizofreni tanısı belirginleşir.
TANI
Şizofreni için onaylanmış bir tanı koydurucu belirti veya testi, görüntüleme yöntemi yoktur. Tanı hastanın psikiyatri hekiminin DSM ve ICD tanı ölçütlerine göre değerlendirmesi sonucunda koyulmaktadır. Bu tanı sistemlerinin günümüzdeki versiyonları DSM-IV-TR ve ICD-10’dur. Bu tanı ölçüt sistemleri şizofreni tanımlamalarında büyük oranda birbirleriyle uyumludurlar.
Şizofreninin belirti ve bulguları, diğer psikiyatrik, tıbbi ve nörolojik bozukluklarca taklit edilebilmektedir. Geçerli bir tanıya ulaşmak için tanıya yardımcı patognomonik işaret ve bulgular, laboratuar ve görüntüleme testleri olmadığından, dikkatli bir öykü, mental durum muayenesi ve diğer nedenlerin dışlanması gerekir. İlk atak, atipik özellikler (hızlı başlangıç ya da geç başlangıç gibi) durumunda, tıbbi bir hastalık veya yeni bir tedavi ya da madde kullanımı sonrası başlayan vakalarda ayırıcı tanı için özel bir dikkat gösterilmelidir. (kaplan)
Şizofreni Alttipleri
Paranoid şizofreninin en belirgin özelliği bir ya da daha fazla işitsel varsanının varlığıdır. İşitsel varsanıların içeriği sıklıkla sanrıların içeriği ile ilişkilidir. Bu alt tip nispeten iyi prognoza sahiptir. Dezorganize (hebefrenik) şizofreni alt tipinin en önemli özelliği, DSM-IV-TR’de dezorganize davranış, künt ya da uygunsuz duygulanımı ve düşünce bozukluğunun olmasıdır. Kötü premorbid işlevsellik, sinsi başlangıç, kronik gidiş ve kötü prognoz, bu alt tipin genel özellikleridir. Farklılaşmamış şizofreni, şizofreni ölçütleri karşılayan, ancak yukarıda tanımlanmış alt tiplerin birine sokulamayan kategori olarak açıklanmıştır. Tanı, diğer alt tiplerin dışlanmasıyla konulabilmektedir. Katatonik ve rezidüel tip şizofreni daha az sıklıkla görülmektedir.
PROGNOZ
Hastalık sürecinin anlaşılması tedaviye yol gösterecektir. Şizofreninin klinik gidişi alevlenmeler ve remisyon dönemleri şeklindedir. Genel olarak şizofreni hastalarının yaklaşık %10-20’sinin iyi gidiş gösterdiği, %40-50’sinin yıkımla beraber alevlenmeler ve %20’den azının ise çok az iyileşme gösteren kronik hasta olarak kaldığı belirtilmektedir. Diğer psikiyatrik hastalıklardan farklı olarak her alevlenme dönemi sonrasında hastanın işlevselliğinde daha fazla yıkım izlenir.
TEDAVİ
Şizofrenide tedavi yaklaşımları, hastalığın alevlenme ve stabil (sürdürüm) olduğu dönemlere göre ele alınmalıdır. Şizofrenide erken tanı ve tedavi başlanmasının hastalığın gidişini olumlu etkilediği, işlev kayıplarını engellediği, tedaviye daha kısa sürede ve olumlu yanıt alındığı yönünde veriler mevcuttur. Şizofreni tedavisinde her iki dönemde de antipsikotik ilaçlar birinci sırada yer almaktadır. Tedavi psikoterapi ve psikososyal yaklaşımlarla desteklenmelidir. Tedavi hastanın kendi ortamında sürdürülmeli; ancak tedavi uyumunun olmadığı durumlarda hastanede tedavi tercih edilmelidir.
KOMPLİKASYONLAR
Şizofreni hastaları, intihar da dâhil olmak üzere çeşitli faktörler nedeni ile daha yüksek ölüm hızına sahiptir. Şizofreni hastaları, özellikle nikotin bağımlılığı olmak üzere madde kötüye kullanımı için artmış risk taşırlar. Hastaların yaklaşık %90’ı nikotin bağımlısı olabilir. Şizofreni, psikolojik, ekonomik ve sosyal açılardan işlev kaybına yol açan psikiyatrik hastalıktır.
Sıtma Hastalığı
Sıtma, yüksek ateş, titreme ve anemi ile karakterize, parazitik bir hastalıktır. Malarya, paludism, plasmodiasis gibi isimleri de vardır. İnsanlık tarihine bakıldığında, dünya nüfusunun üçte ikisini etkileyerek en tahripkar hastalıklardan biri olmuştur. Hala endemik bölgelerde önemini korumaktadır. Ülkemizde ise Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri endemiktir.
Hastalık, anofel adlı bir sivrisineğin paraziti hasta kişiden bir başka kişiye taşıması yoluyla olur. Sinek ısırığı ile kana bulaşan parazit karaciğere giderek orada olgunlaşır ve başka bir forma dönüşerek tekrar kana geçer. Buradan da kırmızı kan hücrelerine geçerler ve orada çoğalırlar. 48-72 saat sonra kan hücrelerini patlatarak yeni kan hücrelerine geçerler. İlk belirtiler parazit alındıktan 10 gün ila 4 hafta sonra açığa çıkar. Sonrasında da 48-72 saatte bir belirtiler tekrarlanır.
Sıtma gebe anneden bebeğine ya da kan transfüzyonu yoluyla da geçebilmektedir.
BELİRTİLER
Ateş
Terleme ve titreme
Başağrısı
Bulantı ve kusma
Kas ağrıları
Kansızlık
Sarılık
Nadiren nöbet ya da koma
TANI
Fizik muayenede büyümüş dalak ve karaciğer saptanır. Parmaktan alınan bir damla kanın boyanmasıyla tanı konulur.
TEDAVİ
İlaç tedavisi düzenlenir. Sıtmanın sıklıkla görüldüğü bölgelere seyaha ederken hastalığı kapmamamak için kullanmanız gereken ilaç için de en az iki hafta önce doktorunuza danışınız.
PROGNOZ
Sıtmanın bazı türleri oldukça ağır enfeksiyonlara neden olmaktadır; bunlar ülkemizde oldukça nadir görülürler. Tedaviye yanıt genellikle oldukça iyidir.
KOMPLİKASYONLAR
Karaciğer ve böbrek yetmezliği
Anemi
Menenjit
Dalak yırtılması ve buna bağlı ciddi kan kaybı
KORUNMA
Sıtmanın sık görüldüğü ülkelere seyahatlerde iki hafta öncesinden başlayıp, ayrıldıktan sonra da 4 hafta daha devam edecek şekilde ilaç tedavisi alınmalıdır. Bu bölgelerde kol ve bacaklar örtülmeli, pencerelerde sineklikler olmalı, sinekkovarlar kullanılmalıdır.
Uykusuzluğu gidermenin 30 yöntemi
Uykusuzluk bir çoğumuzun yüzleşmek zorunda kaldığı sorunlarından birtanesi. Gece uykusunu ne kadar iyi alırsak, günümüzde o kadar iyi ve dinamik geçmektedir. Sizler için 30 yöntemden oluşan uykusuzluğu giderme yolları:
Uyku saatlerine ve sürelerine dikkat edilmelidir. Uykunuzun geldiği saatleri kendinize göre belirleyin ve buna uygun yatın kalkın.
Öğleden sonra uykularından kaçının, bu sizde gece uykusuzluğa yol açabilir.
Hafta sonları geç yatmayın, düzeniniz şaşmasın toparlamakta zorlanabilirsiniz.
Haftanın belirli günlerinde yürüyüş, koşma ,yüzme gibi aktivitelerden yararlanın,yorulmanız gece uykuya daha rahat dalmanızı sağlar.
Sinir sistemini uyaran etkinlikleri uykunun hemen öncesinde veya akşam geç saatlerde yapmaktan kaçının.
Akşam saatlerinde yenilen ağır yemekler mideyi rahatsız eder ve uykuyu engeller. O yüzden akşam yemekleri uyku saatinden birkaç saat önce ve hafif olmalıdır.
Aşırı sıvı tüketimi hem mideyi rahatsız eder hemde gece sık sık uyanmanızı sağlar, bundan kaçının.
Çay ve kahve akşam saatlerinde fazla tüketilmemelidir. Yatmadan önce bir bardak ılık süt veya ıhlamur içebilirsiniz.
Eski ortası çukurlaşan yataklar uyumayı güçleştirir, eski yatağınızı yeni bir yatakla değiştirin.
Yatak odanızda loş ışıklar kullanmanız uykuya dalmanızı kolaylaştırıcaktır.
Çiftler birbirlerinin haraketlerinden etkileniyor, birinin dönmesi sırasında eşde uyanıyor ve yeniden uykuya dalması zorlaşabiliyor. Bu nedenle uykusuzluk çekiyorsanız eşinizle ayrı yatakta yatmak uykuya dalmanızı kolaylaştırabilir.
Yatak odanızda kitap okumayın, yemek yemeyin veya televizyon izlemeyin.
Rahatlamak için uyku öncesinde ılık bir duş alın, böylece uykuya daha rahat dalabilirsiniz.
Yatak odası dışında gerginliğinizden arınmak için uyku öncesinde kitap okuyun yada dinlendirici müzik dinleyin faydasını mutlaka görüceksinizdir.
Uyku öncesi mümkünse çalışmaktan ve bilgisayar oyunlarından uzak durun.
Uyku öncesinde aile veya iş problemlerinizı kafanızdan atmaya çalışın, dolu kafayla uykuya dalmak sizin için kolay olmayabilir.
Birkaç gün gece geç yatıp sabah erken kalkın uykunuzun düzene girdiğini hissedeceksinizdir.
Uykusuzluk çekiyorsanız hemen uyku ilaçlarına sarılmayın, bağımlılık yaratabilir siz farketmeden.
Eşiniz uykudayken nefes durmalarının eşlik ettiği horlama gözlemliyorsanız hemen doktora başvurun.
Alkol kullanımını sınırlandırın, alkol ne kadar uyumanıza ilk başlarda yardımcı oluyormuş gibi hissetsenizde bünyenize verdiği zararı bilemezsiniz.
Yatmadan önce 1 bardak rezene çayı uykuya dalmayı kolaylaştırabilir.
Kendinizi yatakta kalarak uyumaya zorlamayın, uykunuz yoksa kendinize eziyet ediyorsunuz demektir. Kalkın biraz kitap okuyun, uykunuzun geldiğini hissediceksinizdir.
Gece yatmadan 3 saat kadar önce evdeki ışık kullanımını azaltın ve tüm elektronik cihazları kapatmaya özen gösterin.
Yatak odasındaki saatleri gizleyin, mümkünse saatsiz bir odada uyumayı tercih edin.
Perdeleri kapalı tutun.
Yatak odanızın ısısını ayarlayın, odanız hafif serin olsunki uykuya dalmanız daha kolaylaşsın.
Sigara içiyorsanız bırakmayı deneyin, bırakamıyorsanız azaltmayı deneyin. Nikotin uykunuzu kaçırır.
Yaptığımız hatalardan biride eve iş taşımak, bundan kaçının.
Aldığınız ilaçların uykunuzu etkilemediğinden emin olun, bazı ilaçlar uykusuzluk yapabilir yan etki olarak.
Bütün bu önlemlere rağmen uykusuzluk devam ediyorsa, bir uzmana görünme zamanı geldi demektir.
Umarız bu 30 yöntemle uykunuz düzene girer ve sabahları uykunuzu almış şekilde uyanıp güne iyi başlarsınız.
Sağlıklı yaşam sağlıklı hayat
Friday, June 13, 2014
Koltuk altı kokusunu önlemek için!
Koltuk Altı Kokusu Neden Olur?
Koltuk altı kokusunun terlemeden dolayı olduğu bilgisi tamamen yanlıştır. Kokunun asıl nedeni; terleme sonucu üretilen protein ve yağların, bakterileri geliştirmesidir. Koltuk altında oluşup gelişen bakteriler pis kokuya neden olurlar. Ayrıca tüketilen sarımsak, soğan, baharatlı yiyecekler; giyilen sentetik kıyafetler de koku oluşumuna neden olan etkenlerdir.
Koltuk Altı Kokusunu Önlemek Mümkün mü?
Evet koltuk altlarına gerekli bakım yapıldığı takdirde kokulardan kurtulmak mümkün. Öncelikle o bölgedeki tüylerden kurtulmak gerekmektedir. Tüylerden kurtulmak demek bakterilerin azalması demektir. Çünkü tüylerin yok olmasıyla terleme azalacak ve bakterilerin beslendiği yağ, protein ve nemlenme yok olmuş olacaktır. Sabah ve akşam duş almak mümkün olmasa bile o bölgenin su ve sabunla temizlenmesi gerekmektedir. Sonrasında, temiz koltuk altlarına koku gidermek için deodorant spray veya antiperspirant ürünler kullanılabilir.
Deodorant terlemeyi engellemez ancak hoş bir koku bırakır. Çok fazla terleyen insanların antiperspirant kullanmaları daha doğru olur. Bu ürün terlemeye engel olmakla birlikte hoş bir kokuya da sahiptir. Bu gibi ürünler terli bölgeye kullanılmamalıdır..Çünkü etrafa kötü koku yayılmaktadır. Koltuk altı kokusunu önlemek için yediğimiz gıdalara dikkat etmeliyiz. Bazı baharatlı yiyecekler, yeşillikler terlemeyi artırmakta ve bu da bakteriler dolayısıyla koku yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca terlemesi çok olan insanların pamuklu, ipek ya da keten kumaştan yapılmış kıyafet tercih etmeleri daha doğrudur. Sentetik kıyafetler terlemeyi artırmaktadır.
Koltuk Altı Kokusunu Önlemenin Bitkisel Çözümü
Karbonatın koku giderici olduğunu biliyor muydunuz?
Karbonat antiseptik özelliğiyle mikrop karşıtı bir maddedir. Koltuk altına sürdüğünüz karbonat mikropları yok ederek kokuya engel olur. Koltuk altını yok eden bir diğer bitkisel ürün de ada çayıdır. Ada çayını hem içerek hem de o bölgeye sürerek kokunun oluşmasına engel olabilirsiniz.
Ağız Yarası Neden Olur?
Ağız ülseri veya aft olarak da adlandırılan ağız yaraları,tıp dünyasınca nedeni henüz tam olarak bilinmeyen doku bozukluklarıdır. Ortası beyaz, sarı ya da gri renkteki bu yaralar, uçuk ile aynı şey değildir. Oldukça can yakıcı olan yaralar mutlaka ağız içinde oluşur ve dudaklarda, yanaklarda, dilde, diş eti veya damakta ortaya çıkar. Çoğu kez aynı anda 2 – 3 adet yara görülür.
Ağız yaralarının daha çok kadınları etkilediği görülmekle birlikte çocuk yaştan itibaren hemen herkeste görülebilir. 7 ila 10 gün arasında iyileşir ve tekrarlayıp tekrarlamayacağı kişiye göre değişir. ‘Nedeni tam bilinmiyor’ dedik ama aft üzerinde etkili olduğu düşünülen çeşitli etkenler, bu yaraları tetikleyen nedenler bulunmaktadır. Diş macunundan, yiyeceklere uzanan farklı etkenler sayılır. Bu etkenleri sıralamadan önce ağız yarasının bulaşıcı olmadığını da ekleyelim.
Fiziksel Travma
Yanlışlıkla yanağı ısırmak, çok sıcak yiyecek veya içecekler, sivri bir cisim nedeniyle ağız içinin tahriş olması veya protez dişler ağız içinde yaralara neden olabilecek fiziksel travma örnekleridir
Yiyecekler
Asitli yiyecek, içecekler ağız yaralarını tetikleyebilir. Burada asitli içeceklerden kasıt sadece kola, gazoz gibi içecekler değildir. Örneğin portakal suyu, ağız yaraları olanlarda ya da hassas bir ağız dokusuna sahip kişilerde en çok şikayete yol açan içeceklerin başında gelir. Sadece portakalın değil genel olarak turunçgillerin asit oranı yüksektir. Asit oranı yüksek meyvelerin yanı sıra, sirke, sirkeli soslar, tuzlu, baharatlı, acılı yiyecekler, turşu, çerez ve pek çok kimyasal içeren hazır gıdalar ağızda aft oluşmasını tetikleyebilir. Ağızda aft oluşmasından bir iki gün öncesine kadar yediklerinizi gözden geçirerek, size neyin dokunmuş olacağına dair bir ipucu yakalamaya çalışabilirsiniz.
Alerji
Yiyecek alerjilerinin % 90′ında süt, fıstık, fındık, soya, balık, buğday veya kabuklu deniz ürünlerinin yiyecekle ilgili alerji türlerini tetiklediği görülür. Glüten, inek sütü proteinleri, çikolata, tarçın, ceviz, badem, domates, incir, limon ve çileğin ağız içinde aft çıkmasında katkısının olduğu belirtilir. Histamin salgılanması sonucu ağızda hücre ve dokular zarar görebilir ve alerjik semptomlardan biri olarak, ağız yaraları ortaya çıkabilir.
Sigarayı Bırakmak ya da Sigara İçmek
Her fırsatta sigara içmenin zararlarından söz ederken, birden bire sigara bırakmanın bir zararı olabileceğini duymak sizi şaşırtabilir. Elbette bu geçici bir durumdur. Sigarayı bıraktıktan sonra vücuttaki kimyasalların değişmesi sonucu ağız yaraları tetiklenebilir. Ancak siz, uzun vadede sigarayı bırakmanın ne kadar yararlı olduğuna odaklanın ve bu kısa süreli sorun nedeniyle sakın sigaraya tekrar başlamayı düşünmeyin!
Sigarayı bırakmak aft riski oluştursa da, sigara içmek de aynı şekilde bu yaralara neden olabilir. Tütün, alkol ve çeşitli kimyasallardan dolayı ağız yaralarının tetiklendiği bilinmektedir.
Bazı Diş Macunları
Her diş macunu değil ama içinde ‘sodyum loril sülfat’ (SLS) bulunan diş macunu ya da gargara benzeri ağız hijyen ürünlerinin aftı tetiklediği görülmüştür. Bunun nedeni SLS’nin ağız dokularındaki koruyucu tabakayı kurutması ve alttaki dokunun yaralara karşı daha savunmasız hale gelmesi olarak açıklanabilir.
Vitamin veya Demir Eksikliği
Demir ve vitamin eksikliği ve özellikle de B3, B9 (folik asit) ve B12 vitaminlerinin eksikliği ağızdaki yaraların tetikliyor olabilir. Bu vitaminler, cilt sağlığını ve sinir sistemini desteklemek, hormon ve kan hücresi üretmek gibi, eksikliğinde ağız yaralarının görülebileceği konularda yardımcı olurlar. Vitamin eksikliği ayrıca kötü beslenmeye ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına da bir işaret olabilir. Her iki durum da ağız yaralarını tetikleyen durumlardır. Eğer başka herhangi bir neden göremiyorsanız, ağız yaralarınızın nedenini anlamak için beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmeniz gerekiyor olabilir.
Hormonal Dengesizlikler
Hormonal dengesizliklere vücudun verdiği tepkilerden biri de ağız yaralarıdır. Örneğin ergenlik dönemindeki genç kızlarda ya da kadınlarda adet döneminde, ağız yarasının çıkmasına sık rastlanır.
Stres
Pek çok fiziksel şikayetin nedenleri arasında stresi görmek, artık hiç şaşırtıcı değil ve aftlar da bu şikayetler arasında sayılabilir. Ne yazık ki gün boyu taşıdığımız endişeli düşünceler, iş yerindeki ya da evdeki mutsuzluklar, her şeyi dert edinen halimiz veya trafikte geçirdiğimiz sıkıntılı saatler derken, vücudumuz fiziksel olarak tepki vermekte gecikmiyor. Kadınların regl dönemlerinde hormonal değişikliklerin yanı sıra, gerginlik de aftlara davetiye çıkarabilir.
Genetik
Yapılan bir araştırmada afttan muzdarip olan kişilerin % 35′nin ailelerinde en az bir kişinin daha afttan şikayetçi olduğu ortaya çıkmıştır. Tek yumurta ikizlerinin % 90′ında, her iki kardeşte de aft çıktığı görülmüştür. Ailesinde aft görülen kişilerde aft oluştuğunda, bu rahatsızlığı daha erken yaşlarda ve daha ağır belirtilerle geçirdikleri ortaya çıkmıştır.
Çölyak Hastalığı
Çölyak hastalığı, vücudun buğday, çavdar ve arpada bulunan glüten adlı proteine tahammülsüzlüğü anlamına gelir. Bu durum ince bağırsakta iltihaplanmayla kendini gösterir. Çölyak hastalığının diğer bir yaygın belirtisi ise ağız yaralarıdır.
Chron Hastalığı
Yine iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Chron hastalığı, bağırsakta iltihaplanmaya yol açan ve hem midede hem de ağızda yaralara neden olabilen bir rahatsızlıktır.
Bağışıklık Yetmezliği
HIV ya da lupus gibi vücudun bağışıklık sistemine saldıran herhangi bir bağışıklık hastalığı, ağız yaralarına yol açabilir.
Ne Zaman Doktoru Aramalı?
İlk kez ağzınızda aft çıktığında.
1 santimden daha geniş ölçüde aft oluştuğunda.
Daha önce olduğundan çok daha fazla sayıda aft çıktığında.
Eskiden olduğundan çok daha sık aft çıkmaya başladığında.
Aftlarla aynı zamanda eklem ağrısı, ateş, ishal ve vücutta lekeler görüldüğünde.
- See more at: http://nedenolur.net/agiz-yarasi-neden-olur/#sthash.jpt7wDss.dpuf
Subscribe to:
Posts (Atom)