Saturday, February 8, 2014

Sigaranin Tarihcesi Sigara Tarihi

Sigaranın Tarihçesi: Dünya'da ve Türkiye'de Sigara
Sigara Hakkında Bilgi, Sigara Kullanımı
Tütün bitkisi yüzyıllar önce yani tarih öncesi dönemlerde, yeni dünya yerlileri tarafından keyif verici bir madde olarak kullanılmaktaydı. Aynı bitki Avusturalya'da da bulunmasına rağmen orada bu amaçla kullanılmamıştır.
Tütün Tarihçesi; Tütün yaprakları, enfiye, çiğneme, nargile, pipo, puro ve sigara şeklinde kullanılmaktadır. Bugün tütün denilince akla daha çok sigara gelmektedir.
Kristof Kolomb, XV. yüzyıl sonlarında Batı Hind adalarına geldiği, zaman, yerlilerin "Tobaccos" diye isimlendirdiği bir bitki yaprağını sararak yakıp dumanını zevkle içlerine çektiklerini görmüş ve faydalı olur düşüncesiyle bu bitkinin tohumlarını eski dünyaya taşımıştır. Tütün yapraklarının, geçmeyen yaraları iyileştirdiği, başta verem olmak üzere bir çok hastalıklara yararlı olduğuna inanılmaya başlanmıştır. Fransa'nın Portekiz elçisi Jean Nicot da faydalı olduğuna inanarak, tohumlarını Paris'e taşımış ve Versay Sarayı'nın bahçesindeki çiçeklerin arasında tütün bitkisi de yerini almıştır. Bahçede çiçekleri açan bitki kraliçenin baş ağrısına yararlı olunca, tütün kısa zamanda sağlığa faydalı bitki sınıfına girmiş ve yeni bir endüstri doğmuştur. Bu bitkinin İngiltere'ye gelişi ise, tütün tiryakisi olan Amiral Walter Raleigh ile XVI. yüzyılın sonunda olmuştur. Amiral, Kraliçe Elizabeth'e tütün kullanmasını öğretmiştir. Daha sonraki yıllarda Kral James I'i devirmek suçundan ölüm cezasına çarptırılan Raleigh, Londra kulesinde hapisken, hücresinin önündeki ufak bir yerde tütün yetiştirmeye devam etmiştir. Zaman içinde, İngiltere ve Fransa'nın dışında, Almanya, Avusturya, Macaristan ve İtalya'da da tütün endüstrisi gelişmeye başlamıştır. İlk sigara fabrikası ise 1856 yılında İngiliz Gloak tarafından kurulmuştur. Bunu diğer ülkelerdeki yeni fabrikalar takip etmiştir.




Tütünün ülkelere yayılması daha çok denizciler tarafından olmuştur. Avrupa ülkelerinin çoğu, sömürge ülkelerinde tütün yetiştirmeye başlamış ve oradan getirdikleri kurutulmuş tütün yapraklarını sararak puro, ya da kıyarak pipo veya sarma sigara şeklinde üreterek, pazarda yer kapmışlardır. XVIII. ve XIX. yüzyılda kıyılmış tütün ve sigarayı muhafaza eden tabakalar, pipolar ve ağızlıklar, erkeklerin süs eşyası haline gelmiştir. Tütün üreten ve işleyen şirketlerin sayısı artmış tütün endüstrisi devletler için büyük bir gelir kaynağı durumuna gelmiştir.

Her sanayi dalında olduğu gibi tütünde de en hızlı ve büyük gelişme ABD'de olmuştur. XX. yüzyılın ilk yarısında tercih edilen Şark tütünü idi. Bu tütünden yapılan sigaralar Avrupa piyasasında iyi bir üne sahipti. ABD, Virginia'da sulu tarım alanlarında yetiştirilen büyük yapraklı tütün üretmiş ve bunu eski kıtaya kısa zamanda tanıtmayı başarmıştır. Önceleri, sigaralar Şark tütünü ile Amerika'dan Burney ve Virginia tütünü ile karıştırılarak piyasaya sürülürken, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşik Amerika Marshall yardımı adıyla Avrupa'yı kendi tütününe alıştırmış ve piyasadaki payını genişletmiştir. Bunun sonucunda, Türkiye'nin ürettiği Şark tütününün dış satımı gittikçe azalmıştır.




Tütün kullanan kişilerde değişik hastalıklar olduğu çok eskiden beri bilinmekteydi. Zararlı bir bitki olduğu önce din adamları tarafından anlaşılmış ve kullanımı yasaklanmak istenmiştir. Tütünün o devirde daha çok üst tabaka insanları tarafından kullanılışı ve iyi para getirmesi nedenleriyle yasaklama başarılı olamamıştır. 1930 ve 1940'LN yıllarda çok nadir görülen akciğer kanseri olgularının 1950'Ierde gittikçe artan sıklıkta görülmesi araştırmaların gerekli olduğunu göstermiştir. ABD' de kişi başına düşen sigara sayısının XX. yüzyıl başından itibaren hafif dalgalanmalarla nasıl arttığını ve 60'lı yıllarda ise en yüksek sayı olan 4.000'e vardığı görülmektedir. Bu tarihten sonra ise düşme başlamıştır.




Savaş yıllarında tüketim hızla artmakta, buna karşın ekonomik kriz olduğu yıllarda kısa bir düşme göstermektedir. ABD'de tütün tüketimindeki belirgin azalmanın en büyük nedeni, Richard Doll ve arkadaşlarının 1951 yılında 41.000 İngiliz doktoru üzerinde yaptıkları çalışmalarla, tütünün insan sağlığına zararlı olduğunu göstermesinden kaynaklanmaktadır. Aynı yıllarda ABD'de kanser derneklerinin 25 eyalette sürdürmüş olduğu çalışmalar da benzer sonuçlar vermiştir. İnsanlığa büyük bir hizmette bulunan bu araştırıcılar, sigara içen doktorlarda başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok kanserin, solunum yetmezliği yapan süreğen bronş hastalığının ve kalp damar rahatsızlıklarının, içmeyenlere göre daha fazla olduğunu istatistiksel olarak göstermişlerdir. Araştırmalarda, ABD'de bir yılda 130.000'i akciğer kanserinden olmak üzere 434.000 kişinin sigara ile ilgili hastalıktan öldüğü hesaplanmıştır. İngiltere'de ise sigara içiminden kaynaklanan erken ölüm sayısı 100.000 civarında olup, bu her gün içi tamamen insanla dolu büyük bir yolcu uçağının düşmesi anlamındadır.




Sigaranın tehlikeli bir alışkanlık olduğu kesin olarak ortaya çıkınca bundan yararlanan ve önlem alan ilk ülke İsveç olmuştur. Sağlıkçılar, bu önemli sağlık sorununun boyutlarını ve gerekli önlemleri hükümete bildirmiş, parlamento da gereken kanunları çıkarmış ve kısa bir sürede sigara ile mücadele başlatılmıştır. Diğer Avrupa ülkeleri de aynı yönde hareket etmişlerdir. Amerika'da ve Avrupa'da sigara satışları azalmaya başlayınca, tütün tekelleri daha iyi kalitede sigara yapmaya başlamışlar, piyasaya filtreli, daha az katranlı sigaralar çıkmıştır.

Batıda tütüne karşı aşırı tepki o kadar etkin olmuştur ki, yukarıdaki gelişmeler, tütün tüketiminin azalmasına engel olamamıştır. ABD ve batının gelişmiş ülkelerinde, sigara ile mücadele yöntemleri ve halkın bilgilenmesi sonunda sigara tüketimi hızla düşmeye başlamıştır. 70'li yıllarda başlatılan savaş sonunda, yirmi yıl içinde, tütün kullanımı erişkin nüfusta % 41'den % 29'a düşmüştür. Buna rağmen çok uluslu sigara tekelleri, üretimlerini kısmamış, üretim fazlasını az gelişmiş ülkelere aktarma yoluna gitmişlerdir. Onlar için, Orta-Doğu, Afrika, Asya ve Pasifik okyanusu ülkeleri çok iyi pazarlardır ve gelecekleri oradadır. Bu görüşün dayanaklarını sayacak olursak:




1) Az gelişmiş ülkelerde nüfus çok fazladır.

2) Bu ülkelerde sigara ile mücadele olsa bile, devamlı artan nüfus sigara tüketimini artıracaktır.

3) Az gelişmiş ülkelerin ekonomileri düzeldikçe, halkın geliri arttıkça, sigara içimi otomatik olarak artacaktır.

4) Bu ülkelerin teknolojileri, batılı sigara tekelleri ile yarışacak durumda değildir.

5) Az gelişmiş ülkelerde daima parasal sorun vardır. Hükümetlerin sigaradan aldıkları vergilere gereksinimi vardır.

6) Batıda başlayan feminizm akımı üçüncü dünya ülkelerine geldiğinde kadınlar arasında sigara içimini artıracaktır.




Neticede çok uluslu tütün tekelleri, az gelişmiş ülkelerde altın arar gibi yeni pazarlar peşinde koşmuşlardır. Bunda da başarılı olmuşlardır.




Tütün pazarını elinde tutan büyük şirketlerin, pazar bulmak için belirli yöntemleri vardır. Kullandıkları yüksek teknoloji nedeniyle ürettikleri sigaraların kaliteleri çok iyidir. Önce hedef ülkeye yasal olmayan yollarla (kaçakçılık, bavul turizmi vb.) sigaralarını sokmuşlardır. Sonra ülke yöneticilerine, "Sizin paraya ihtiyacınız var. Açın gümrük kapılarınızı, kaçakçının cebine girecek para sizin olsun" önerisinde bulunmuşlardır. İkinci işlem, etkin bir reklam kampanyası ile birlikte halkı kendi sigaralarına alıştırmaktır. Hedefleri, sigara içmeyen gençler ve kadınlardır. Reklamlarını yaparken, amaçlarının gençleri sigaraya alıştırmak değil; tiryakilere daha iyi sigara sunarak, onlara hizmet olduğunu vurgularlar! Yabancı sigara şirketlerinin bu oyunlarını bilen ve onlara mani olmaya çalışan ülkeler başarılı olamamışlardır. Zira, karşılarına ABD ile yapılan ticaret anlaşmaları çıkar. Sigaralarını pazarlayamadıkları, reklamlarını yapamadıkları ülkelere ambargo uygulatmaktadırlar.




Çok uluslu tütün tekellerinin bu acımasız hareketleri, etkisini kısa zamanda göstermiş ve Batıda sigara tüketimi azalırken, üretim fazlalaşmış ve az gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı artmıştır. Tütün tüketimi İngiltere'de %22 Latin Amerika'da %24, Afrika ülkelerinde ise %42 oranında artmıştır.




Tütün, Osmanlı'ya ilk kez XVII. yüzyılın sonunda Ce-novalı denizciler tarafından liman şehirleri olan İstanbul ve İzmir'e getirilerek tanıtılmıştır. Bundan sonra Selanik ve İskeçe şehirlerinde üretim başlamıştır. Tütün kullanımına bağlı büyük yangınlar nedeniyle IV. Murat katı önlemler almış, ancak başarılı olamamıştır. Osmanlı, tütün ihtiyacını, Batı Trakya yöresindeki üretim ile gidermeye çalışmış ve bir süre sonra Avrupa'ya Şark tütününü satar duruma gelmiştir. Osmanlı 1895 yılında Fransız Reji şirketiyle anlaşmış ve bununla İstanbul, İzmir ve Samsun'da sigara fabrikaları kurulmuştur. Bu şirketle anlaşma süresi bitmesine rağmen, Balkan Savaşı felaketi ve maddi sıkıntılar Osmanlı'yı Fransızlarla yeniden anlaşmaya zorlamıştır. Kurtuluş Savaşı'nın hemen başında TBMM Hükümeti Reji şirketi ile anlaşmayı feshetmiş ve ulusal bir politika gereği Tekel kurulmuştur.




Türkiye'de üretilen Şark veya yarı Şark tipi tütün olup; daha çok Ege Bölgesi'nde, İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir; Karadeniz'de, Samsun, Trabzon ve Artvin civarında; Marmara ve Güney Doğu Anadolu'da üretilmektedir, üretilen yerler genellikle başka amaçla pek kullanılmayan kıraç arazilerdir. Bugün Türkiye'de tütünle uğraşan yarım milyon insan ve bunların bakmakla yükümlü olduğu 5 milyon kişi vardır.




TC. Devleti tütün üreticilerini, desteklemekte yani halkın ürettiği tütünü, dış piyasadaki değerinden daha pahalı almaktadır. Alınan tütünler, sınıflandırılmakta ve ona göre üreticiye para ödenmektedir. Son zamanlarda, bazı yörelerdeki kötü kaliteli tütünler, sırf politik amaçla, olduğundan yüksek değerlerle alınmaktadır, üreticiden alınan iyi kaliteli tütünler, döviz ihtiyacı olduğu zaman ucuz fiyatla dışarıya satılmakta ve tütün ihtiyacı olduğu zaman da, ihraç edilenler daha pahalı olarak satın alınmaktadır. Yani devletimiz tütünden artık kâr yerine, zarar etmektedir.




Çok uluslu tütün tekelleri, Türkiye'de üretilen Şark tütününü % 10-20 oranında Virginia tütünü ile harmanlayarak daha lezzetli sigara üretmektedirler. Türkiye'de 1984 yılında çıkan bir yasa ile yabancı sigaralar Tekel aracılığıyla ithal edilmeye ve satılmaya başlanmıştır. Bu şekilde Türk toplumu yabancı sigaraları tanımaya başlamıştır. 1986 yılında çıkartılan ikinci bir yasa ile ülkemizde tütün tekeline son verilmiştir. Bu tarihten sonra, tütün ürünlerinin üretimi, ithalatı ve ihracatıyla ilgili kararlar Bakanlar Kurulu'na verilmiştir. 1991 yılında çıkartılan bir kararname ile, yabancı şirketlerin Türkiye'de tütün hazırlama ünitelerini de içeren bütünleşme tesisleri kurmalarına izin verilmiştir. Bundan sonra tütün ürünlerinin fiyatlandırma, dağıtım ve satışı serbest bırakılmıştır. Yabancı tütün tekellerinin, ülkemizdeki tesislerde ürettikleri ürünler 2.000 ton üretim seviyesine ulaştığında kendi sigaralarının fiyatlanmasında da karar sahibi olacaklardır.

Yukarıdaki kanunlar sayesinde, yabancı tütün tekelleri, yerli ortaklar bularak, sigara fabrikaları kurmuşlar, tanıtım ve reklamları sayesinde ülke pazarına iyice girmişlerdir. İlk yabancı sigara fabrikası 1991'de Bitlis'de Best sigarası ile üretime başlamıştır. Bundan hemen sonra Reynold firması, Camel, Winston ve Salem sigara fabrikalarını; Philip Morris şirketi de büyük bir holding ile anlaşarak Marlboro sigara fabrikasını kurmuşlardır.
Yabancı sigaraların 1984'de toplam sigara tüketimindeki payı % 2.4 iken 1991'de %15'e; toplam sigara satışı aynı süre içinde % 0'dan % 33'e ulaşmıştır, bu sayılar çok uluslu sigara tekellerinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir.
Yabancı şirketlerle anlaşma gereği, Türkiye'de üretilen sigaraların içine Türk tütününün de katılması şart koşulmuştur. Bu da işlerliliğini gittikçe kaybetmektedir.




Türk pazarındaki yabancı sigaralar, Türkiye'deki yabancı sigara fabrikalarının ürettikleri sigaralar, ithalat ve kaçakçılık yollarıyla girenlerdir. T.C. Tekeli pazarı yabancı şirketlerden korumak için, yabancı sigara ile aynı kalitede sigara çıkarmış ve bunun fiyatı, yabancı sigaralardan daha düşük olduğu için daha çok satılır duruma gelmiştir.
ABD'nin ürettiği Virginia tütününün dünya pazarında hakimiyeti, tütün üreten ülke olan Türkiye'nin durumunu sarsmıştır. Artık eskisi gibi Avrupa'ya tütün satılamamaktır. Satıcıdan alınan tütünler, ihtiyacın üstünde olmaya başlamıştır. 1993 yılında Tekel'in elindeki tütün stoklarının miktarı 520 bin tondur. Tüccar yılda ortalama 80 bin ton tütün satın alırken; ortalama 30-40 bin ton tütün ihraç edilmektedir. Tekel'in fabrikalarında bir yılda işleyebileceği azami tütün miktarı ise 10 bin tondur. 20 bin ton da çürüme gibi nedenlerle kaybedilen stok için düşürülecek olursa, yılda ihtiyaç duyacağımız tütün miktarı sadece 300 bin tondur. Geriye kalan tütün depoda boşuna bekleyecektir. Devlet, bir an önce tütün üreticisine, başka ürün yetiştirmesinde önayak olmalıdır.

Sonuçta, gelişmiş ülkeler sigara ile savaşta başarıya ulaşmak üzereler. Batılı ülkelerde sigara tüketimi her yıl azalmaktayken üretilen sigara sayısında ise artma vardır. ABD'de son 5 yılda sigara tüketimi 557 milyar paketten 487 milyar pakete inerken; üretim 686 milyar paketten 745 milyar pakete çıkmıştır. Yine bu ülke 1955'de 17 milyar paket sigara ihraç ederken, bu sayı 1995'de 15 kat artarak 240 milyar pakete çıkmıştır. Yani ABD sigara içmiyor, içtiriyor durumdadır.

Tütün endüstrisinin insanlığa yapmış olduğu kötülükler yetmiyormuş gibi, şimdi artık firmalar "Dumansız Sigara" üretip, her yerde sigara içilmesini hedeflemektedir.

Sigara Yasağı, Sigara Yasak


Türkiye'de sigara karşıtı derneklerin yoğun çabalan sonunda nihayet 7 Kasım 1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden "Tütün mahsullerinin zararlarının önlenmesine" dair 4207 sayılı yasa çıkmıştır. Bu yasa ile sigara için her türlü özendirici reklam ve teşvik kampanyaları engellendi. Sağlık, eğitim ve kültür hizmeti veren yerler ile kapalı spor salonlarında ve toplu taşımacılık yapılan her türlü nakil vasıtaları ve bunların bekleme salonlarında, kamu hizmeti yapan kurum ve kuruluşlardan beş veya beşten fazla kişinin görev yaptığı kapalı mekanlarda tütün mamullerinin içilmesi yasaklandı. Ayrıca 18 yaşından küçük çocuklara sigara ve tütün ürünlerinin satılması da yasaklandı. TRT ve özel televizyonlar, her ay doksan dakika tütün kullanım alışkanlığının zararları konusunda yayın yapmak zorunda bırakıldı.

Artık sigara tüketiminin bundan sonraki durumu başta gençler olmak üzere, halkımızın duyarlılığına kalmıştır.

Kaynak: Prof. Dr. Y. İzzettin Barış
Devamını Oku »

Sigaranin Tarihcesi Sigara Tarihi

Sigaranın Tarihçesi: Dünya'da ve Türkiye'de Sigara
Sigara Hakkında Bilgi, Sigara Kullanımı
Tütün bitkisi yüzyıllar önce yani tarih öncesi dönemlerde, yeni dünya yerlileri tarafından keyif verici bir madde olarak kullanılmaktaydı. Aynı bitki Avusturalya'da da bulunmasına rağmen orada bu amaçla kullanılmamıştır.
Tütün Tarihçesi; Tütün yaprakları, enfiye, çiğneme, nargile, pipo, puro ve sigara şeklinde kullanılmaktadır. Bugün tütün denilince akla daha çok sigara gelmektedir.
Kristof Kolomb, XV. yüzyıl sonlarında Batı Hind adalarına geldiği, zaman, yerlilerin "Tobaccos" diye isimlendirdiği bir bitki yaprağını sararak yakıp dumanını zevkle içlerine çektiklerini görmüş ve faydalı olur düşüncesiyle bu bitkinin tohumlarını eski dünyaya taşımıştır. Tütün yapraklarının, geçmeyen yaraları iyileştirdiği, başta verem olmak üzere bir çok hastalıklara yararlı olduğuna inanılmaya başlanmıştır. Fransa'nın Portekiz elçisi Jean Nicot da faydalı olduğuna inanarak, tohumlarını Paris'e taşımış ve Versay Sarayı'nın bahçesindeki çiçeklerin arasında tütün bitkisi de yerini almıştır. Bahçede çiçekleri açan bitki kraliçenin baş ağrısına yararlı olunca, tütün kısa zamanda sağlığa faydalı bitki sınıfına girmiş ve yeni bir endüstri doğmuştur. Bu bitkinin İngiltere'ye gelişi ise, tütün tiryakisi olan Amiral Walter Raleigh ile XVI. yüzyılın sonunda olmuştur. Amiral, Kraliçe Elizabeth'e tütün kullanmasını öğretmiştir. Daha sonraki yıllarda Kral James I'i devirmek suçundan ölüm cezasına çarptırılan Raleigh, Londra kulesinde hapisken, hücresinin önündeki ufak bir yerde tütün yetiştirmeye devam etmiştir. Zaman içinde, İngiltere ve Fransa'nın dışında, Almanya, Avusturya, Macaristan ve İtalya'da da tütün endüstrisi gelişmeye başlamıştır. İlk sigara fabrikası ise 1856 yılında İngiliz Gloak tarafından kurulmuştur. Bunu diğer ülkelerdeki yeni fabrikalar takip etmiştir.




Tütünün ülkelere yayılması daha çok denizciler tarafından olmuştur. Avrupa ülkelerinin çoğu, sömürge ülkelerinde tütün yetiştirmeye başlamış ve oradan getirdikleri kurutulmuş tütün yapraklarını sararak puro, ya da kıyarak pipo veya sarma sigara şeklinde üreterek, pazarda yer kapmışlardır. XVIII. ve XIX. yüzyılda kıyılmış tütün ve sigarayı muhafaza eden tabakalar, pipolar ve ağızlıklar, erkeklerin süs eşyası haline gelmiştir. Tütün üreten ve işleyen şirketlerin sayısı artmış tütün endüstrisi devletler için büyük bir gelir kaynağı durumuna gelmiştir.

Her sanayi dalında olduğu gibi tütünde de en hızlı ve büyük gelişme ABD'de olmuştur. XX. yüzyılın ilk yarısında tercih edilen Şark tütünü idi. Bu tütünden yapılan sigaralar Avrupa piyasasında iyi bir üne sahipti. ABD, Virginia'da sulu tarım alanlarında yetiştirilen büyük yapraklı tütün üretmiş ve bunu eski kıtaya kısa zamanda tanıtmayı başarmıştır. Önceleri, sigaralar Şark tütünü ile Amerika'dan Burney ve Virginia tütünü ile karıştırılarak piyasaya sürülürken, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşik Amerika Marshall yardımı adıyla Avrupa'yı kendi tütününe alıştırmış ve piyasadaki payını genişletmiştir. Bunun sonucunda, Türkiye'nin ürettiği Şark tütününün dış satımı gittikçe azalmıştır.




Tütün kullanan kişilerde değişik hastalıklar olduğu çok eskiden beri bilinmekteydi. Zararlı bir bitki olduğu önce din adamları tarafından anlaşılmış ve kullanımı yasaklanmak istenmiştir. Tütünün o devirde daha çok üst tabaka insanları tarafından kullanılışı ve iyi para getirmesi nedenleriyle yasaklama başarılı olamamıştır. 1930 ve 1940'LN yıllarda çok nadir görülen akciğer kanseri olgularının 1950'Ierde gittikçe artan sıklıkta görülmesi araştırmaların gerekli olduğunu göstermiştir. ABD' de kişi başına düşen sigara sayısının XX. yüzyıl başından itibaren hafif dalgalanmalarla nasıl arttığını ve 60'lı yıllarda ise en yüksek sayı olan 4.000'e vardığı görülmektedir. Bu tarihten sonra ise düşme başlamıştır.




Savaş yıllarında tüketim hızla artmakta, buna karşın ekonomik kriz olduğu yıllarda kısa bir düşme göstermektedir. ABD'de tütün tüketimindeki belirgin azalmanın en büyük nedeni, Richard Doll ve arkadaşlarının 1951 yılında 41.000 İngiliz doktoru üzerinde yaptıkları çalışmalarla, tütünün insan sağlığına zararlı olduğunu göstermesinden kaynaklanmaktadır. Aynı yıllarda ABD'de kanser derneklerinin 25 eyalette sürdürmüş olduğu çalışmalar da benzer sonuçlar vermiştir. İnsanlığa büyük bir hizmette bulunan bu araştırıcılar, sigara içen doktorlarda başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok kanserin, solunum yetmezliği yapan süreğen bronş hastalığının ve kalp damar rahatsızlıklarının, içmeyenlere göre daha fazla olduğunu istatistiksel olarak göstermişlerdir. Araştırmalarda, ABD'de bir yılda 130.000'i akciğer kanserinden olmak üzere 434.000 kişinin sigara ile ilgili hastalıktan öldüğü hesaplanmıştır. İngiltere'de ise sigara içiminden kaynaklanan erken ölüm sayısı 100.000 civarında olup, bu her gün içi tamamen insanla dolu büyük bir yolcu uçağının düşmesi anlamındadır.




Sigaranın tehlikeli bir alışkanlık olduğu kesin olarak ortaya çıkınca bundan yararlanan ve önlem alan ilk ülke İsveç olmuştur. Sağlıkçılar, bu önemli sağlık sorununun boyutlarını ve gerekli önlemleri hükümete bildirmiş, parlamento da gereken kanunları çıkarmış ve kısa bir sürede sigara ile mücadele başlatılmıştır. Diğer Avrupa ülkeleri de aynı yönde hareket etmişlerdir. Amerika'da ve Avrupa'da sigara satışları azalmaya başlayınca, tütün tekelleri daha iyi kalitede sigara yapmaya başlamışlar, piyasaya filtreli, daha az katranlı sigaralar çıkmıştır.

Batıda tütüne karşı aşırı tepki o kadar etkin olmuştur ki, yukarıdaki gelişmeler, tütün tüketiminin azalmasına engel olamamıştır. ABD ve batının gelişmiş ülkelerinde, sigara ile mücadele yöntemleri ve halkın bilgilenmesi sonunda sigara tüketimi hızla düşmeye başlamıştır. 70'li yıllarda başlatılan savaş sonunda, yirmi yıl içinde, tütün kullanımı erişkin nüfusta % 41'den % 29'a düşmüştür. Buna rağmen çok uluslu sigara tekelleri, üretimlerini kısmamış, üretim fazlasını az gelişmiş ülkelere aktarma yoluna gitmişlerdir. Onlar için, Orta-Doğu, Afrika, Asya ve Pasifik okyanusu ülkeleri çok iyi pazarlardır ve gelecekleri oradadır. Bu görüşün dayanaklarını sayacak olursak:




1) Az gelişmiş ülkelerde nüfus çok fazladır.

2) Bu ülkelerde sigara ile mücadele olsa bile, devamlı artan nüfus sigara tüketimini artıracaktır.

3) Az gelişmiş ülkelerin ekonomileri düzeldikçe, halkın geliri arttıkça, sigara içimi otomatik olarak artacaktır.

4) Bu ülkelerin teknolojileri, batılı sigara tekelleri ile yarışacak durumda değildir.

5) Az gelişmiş ülkelerde daima parasal sorun vardır. Hükümetlerin sigaradan aldıkları vergilere gereksinimi vardır.

6) Batıda başlayan feminizm akımı üçüncü dünya ülkelerine geldiğinde kadınlar arasında sigara içimini artıracaktır.




Neticede çok uluslu tütün tekelleri, az gelişmiş ülkelerde altın arar gibi yeni pazarlar peşinde koşmuşlardır. Bunda da başarılı olmuşlardır.




Tütün pazarını elinde tutan büyük şirketlerin, pazar bulmak için belirli yöntemleri vardır. Kullandıkları yüksek teknoloji nedeniyle ürettikleri sigaraların kaliteleri çok iyidir. Önce hedef ülkeye yasal olmayan yollarla (kaçakçılık, bavul turizmi vb.) sigaralarını sokmuşlardır. Sonra ülke yöneticilerine, "Sizin paraya ihtiyacınız var. Açın gümrük kapılarınızı, kaçakçının cebine girecek para sizin olsun" önerisinde bulunmuşlardır. İkinci işlem, etkin bir reklam kampanyası ile birlikte halkı kendi sigaralarına alıştırmaktır. Hedefleri, sigara içmeyen gençler ve kadınlardır. Reklamlarını yaparken, amaçlarının gençleri sigaraya alıştırmak değil; tiryakilere daha iyi sigara sunarak, onlara hizmet olduğunu vurgularlar! Yabancı sigara şirketlerinin bu oyunlarını bilen ve onlara mani olmaya çalışan ülkeler başarılı olamamışlardır. Zira, karşılarına ABD ile yapılan ticaret anlaşmaları çıkar. Sigaralarını pazarlayamadıkları, reklamlarını yapamadıkları ülkelere ambargo uygulatmaktadırlar.




Çok uluslu tütün tekellerinin bu acımasız hareketleri, etkisini kısa zamanda göstermiş ve Batıda sigara tüketimi azalırken, üretim fazlalaşmış ve az gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı artmıştır. Tütün tüketimi İngiltere'de %22 Latin Amerika'da %24, Afrika ülkelerinde ise %42 oranında artmıştır.




Tütün, Osmanlı'ya ilk kez XVII. yüzyılın sonunda Ce-novalı denizciler tarafından liman şehirleri olan İstanbul ve İzmir'e getirilerek tanıtılmıştır. Bundan sonra Selanik ve İskeçe şehirlerinde üretim başlamıştır. Tütün kullanımına bağlı büyük yangınlar nedeniyle IV. Murat katı önlemler almış, ancak başarılı olamamıştır. Osmanlı, tütün ihtiyacını, Batı Trakya yöresindeki üretim ile gidermeye çalışmış ve bir süre sonra Avrupa'ya Şark tütününü satar duruma gelmiştir. Osmanlı 1895 yılında Fransız Reji şirketiyle anlaşmış ve bununla İstanbul, İzmir ve Samsun'da sigara fabrikaları kurulmuştur. Bu şirketle anlaşma süresi bitmesine rağmen, Balkan Savaşı felaketi ve maddi sıkıntılar Osmanlı'yı Fransızlarla yeniden anlaşmaya zorlamıştır. Kurtuluş Savaşı'nın hemen başında TBMM Hükümeti Reji şirketi ile anlaşmayı feshetmiş ve ulusal bir politika gereği Tekel kurulmuştur.




Türkiye'de üretilen Şark veya yarı Şark tipi tütün olup; daha çok Ege Bölgesi'nde, İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir; Karadeniz'de, Samsun, Trabzon ve Artvin civarında; Marmara ve Güney Doğu Anadolu'da üretilmektedir, üretilen yerler genellikle başka amaçla pek kullanılmayan kıraç arazilerdir. Bugün Türkiye'de tütünle uğraşan yarım milyon insan ve bunların bakmakla yükümlü olduğu 5 milyon kişi vardır.




TC. Devleti tütün üreticilerini, desteklemekte yani halkın ürettiği tütünü, dış piyasadaki değerinden daha pahalı almaktadır. Alınan tütünler, sınıflandırılmakta ve ona göre üreticiye para ödenmektedir. Son zamanlarda, bazı yörelerdeki kötü kaliteli tütünler, sırf politik amaçla, olduğundan yüksek değerlerle alınmaktadır, üreticiden alınan iyi kaliteli tütünler, döviz ihtiyacı olduğu zaman ucuz fiyatla dışarıya satılmakta ve tütün ihtiyacı olduğu zaman da, ihraç edilenler daha pahalı olarak satın alınmaktadır. Yani devletimiz tütünden artık kâr yerine, zarar etmektedir.




Çok uluslu tütün tekelleri, Türkiye'de üretilen Şark tütününü % 10-20 oranında Virginia tütünü ile harmanlayarak daha lezzetli sigara üretmektedirler. Türkiye'de 1984 yılında çıkan bir yasa ile yabancı sigaralar Tekel aracılığıyla ithal edilmeye ve satılmaya başlanmıştır. Bu şekilde Türk toplumu yabancı sigaraları tanımaya başlamıştır. 1986 yılında çıkartılan ikinci bir yasa ile ülkemizde tütün tekeline son verilmiştir. Bu tarihten sonra, tütün ürünlerinin üretimi, ithalatı ve ihracatıyla ilgili kararlar Bakanlar Kurulu'na verilmiştir. 1991 yılında çıkartılan bir kararname ile, yabancı şirketlerin Türkiye'de tütün hazırlama ünitelerini de içeren bütünleşme tesisleri kurmalarına izin verilmiştir. Bundan sonra tütün ürünlerinin fiyatlandırma, dağıtım ve satışı serbest bırakılmıştır. Yabancı tütün tekellerinin, ülkemizdeki tesislerde ürettikleri ürünler 2.000 ton üretim seviyesine ulaştığında kendi sigaralarının fiyatlanmasında da karar sahibi olacaklardır.

Yukarıdaki kanunlar sayesinde, yabancı tütün tekelleri, yerli ortaklar bularak, sigara fabrikaları kurmuşlar, tanıtım ve reklamları sayesinde ülke pazarına iyice girmişlerdir. İlk yabancı sigara fabrikası 1991'de Bitlis'de Best sigarası ile üretime başlamıştır. Bundan hemen sonra Reynold firması, Camel, Winston ve Salem sigara fabrikalarını; Philip Morris şirketi de büyük bir holding ile anlaşarak Marlboro sigara fabrikasını kurmuşlardır.
Yabancı sigaraların 1984'de toplam sigara tüketimindeki payı % 2.4 iken 1991'de %15'e; toplam sigara satışı aynı süre içinde % 0'dan % 33'e ulaşmıştır, bu sayılar çok uluslu sigara tekellerinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir.
Yabancı şirketlerle anlaşma gereği, Türkiye'de üretilen sigaraların içine Türk tütününün de katılması şart koşulmuştur. Bu da işlerliliğini gittikçe kaybetmektedir.




Türk pazarındaki yabancı sigaralar, Türkiye'deki yabancı sigara fabrikalarının ürettikleri sigaralar, ithalat ve kaçakçılık yollarıyla girenlerdir. T.C. Tekeli pazarı yabancı şirketlerden korumak için, yabancı sigara ile aynı kalitede sigara çıkarmış ve bunun fiyatı, yabancı sigaralardan daha düşük olduğu için daha çok satılır duruma gelmiştir.
ABD'nin ürettiği Virginia tütününün dünya pazarında hakimiyeti, tütün üreten ülke olan Türkiye'nin durumunu sarsmıştır. Artık eskisi gibi Avrupa'ya tütün satılamamaktır. Satıcıdan alınan tütünler, ihtiyacın üstünde olmaya başlamıştır. 1993 yılında Tekel'in elindeki tütün stoklarının miktarı 520 bin tondur. Tüccar yılda ortalama 80 bin ton tütün satın alırken; ortalama 30-40 bin ton tütün ihraç edilmektedir. Tekel'in fabrikalarında bir yılda işleyebileceği azami tütün miktarı ise 10 bin tondur. 20 bin ton da çürüme gibi nedenlerle kaybedilen stok için düşürülecek olursa, yılda ihtiyaç duyacağımız tütün miktarı sadece 300 bin tondur. Geriye kalan tütün depoda boşuna bekleyecektir. Devlet, bir an önce tütün üreticisine, başka ürün yetiştirmesinde önayak olmalıdır.

Sonuçta, gelişmiş ülkeler sigara ile savaşta başarıya ulaşmak üzereler. Batılı ülkelerde sigara tüketimi her yıl azalmaktayken üretilen sigara sayısında ise artma vardır. ABD'de son 5 yılda sigara tüketimi 557 milyar paketten 487 milyar pakete inerken; üretim 686 milyar paketten 745 milyar pakete çıkmıştır. Yine bu ülke 1955'de 17 milyar paket sigara ihraç ederken, bu sayı 1995'de 15 kat artarak 240 milyar pakete çıkmıştır. Yani ABD sigara içmiyor, içtiriyor durumdadır.

Tütün endüstrisinin insanlığa yapmış olduğu kötülükler yetmiyormuş gibi, şimdi artık firmalar "Dumansız Sigara" üretip, her yerde sigara içilmesini hedeflemektedir.

Sigara Yasağı, Sigara Yasak


Türkiye'de sigara karşıtı derneklerin yoğun çabalan sonunda nihayet 7 Kasım 1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden "Tütün mahsullerinin zararlarının önlenmesine" dair 4207 sayılı yasa çıkmıştır. Bu yasa ile sigara için her türlü özendirici reklam ve teşvik kampanyaları engellendi. Sağlık, eğitim ve kültür hizmeti veren yerler ile kapalı spor salonlarında ve toplu taşımacılık yapılan her türlü nakil vasıtaları ve bunların bekleme salonlarında, kamu hizmeti yapan kurum ve kuruluşlardan beş veya beşten fazla kişinin görev yaptığı kapalı mekanlarda tütün mamullerinin içilmesi yasaklandı. Ayrıca 18 yaşından küçük çocuklara sigara ve tütün ürünlerinin satılması da yasaklandı. TRT ve özel televizyonlar, her ay doksan dakika tütün kullanım alışkanlığının zararları konusunda yayın yapmak zorunda bırakıldı.

Artık sigara tüketiminin bundan sonraki durumu başta gençler olmak üzere, halkımızın duyarlılığına kalmıştır.

Kaynak: Prof. Dr. Y. İzzettin Barış
Devamını Oku »

Friday, February 7, 2014

Şuur Kaybı Bilinç Kaybı ve Tedavisi

Şuur Kaybı İlk Yardım ve Acil Bakım Tedavisi

Geçici Bilinç Kaybı Nedir

Komatöz vakalarda, koma sebebi açığa çıkarıldıktan sonra ve hastanın çevresi araştırıldıktan sonra ilk yardıma yön verilir. Hastanın soluk yolunun açık tutulması ve solunumun sağlanması, ilk önce yapılması gereken müdahale olmalıdır. İmkanlara dayanan oksijenasyon tercih edilir. Suni solunum yaptırılmaya imkan olmayan baş ve göğüs yaralanmalarında, tıbbi-cerrahi müdahale acilen gerçekleştirilmelidir. Baş travması ve vertebra kırığı daima araştırılmalıdır.
Normal vücut fonksiyonlarının devam ettirilmesi ve gelişmiş komplika-syonların giderilmesi çalışmalarıyla acil bakım devam ettirilir. Acil bakım sırasında, sonradan çıkacak vücut fonksiyonlarını bozucu durumlar kontrol altına alınmalıdır.

Bu genel açıklamalardan sonra yapılacak âcil bakım uygulamaları şunlardır:

• Hasta uygun yere taşındıktan sonra, solunum kontrol edilir,

• Soluk yolunun açık kalması sağlanır,

• Solunum durmuşsa hemen suni solunuma geçilir,

• Elbiseler sıkı, ya da sıkacak durumda ise elbiseler gevşetilir,

• Solunum gürültülü ve hırıltılı ise hasta yan yatış ya da yüzükoyun pozisyonda yatırılır. Gerekli ise ve baş göğüs travması yoksa hastaya trendelenburg pozisyonu aldırılır. Bu pozisyonda akciğerdeki salgı dışarı atılır,

• Solunum normalse, hasta sırt üstü yatırılarak, baş yana çevrilir. Veya yan yatış pozisyonuna alınır.

• Koma sebebi yok edilmeye çalışılır.• Hastanın ısısı muhafaza edilir. Dışardan ısı uygulanmaz.
Devamını Oku »

Sok Nedir Sok Cesitleri Nelerdir

Şok Nedir, Şokun Özellikleri ve Şok Çeşitleri

Tanım : Şok dolaşım sisteminin akut ve kompleks bir şekilde fonksiyonunu yerine getirememesi sonucu dokuların ihtiyacı olan oksijen ve diğer besin maddelerinin sağlanamaması durumudur. Bütün şoklarda kan basmcı düşmüştür ve kam dokulara perruze edecek yeterli basınç yoktur. Şok,hızla ilerleyen,hayatı tehdit eden bir durumdur. Çok iyi gözlem ve hızlı uygun bir tedavi ile birçok hastanın tamamen iyileşmesi mümkündür.

Kan basıncını etkileyen faktörler nelerdir?

Kardiyak outputta,periferik dirençte veya venöz kan dönüşünde bir azalma olursa kan basmcı düşecek,şok ortaya çıkabilecektir.

Klinik özellikler:

Hipotansiyon, Zayıf ince nabız, , Soğuk terleme, Hızlı soluma, Susamışlık hissi, Çok az,yoğun idrar,
Huzursuzluk, Şokun ilk belirtilerinden biri anksiyete dahildir. Hasta kendini kötü hissediyor.
Şokun sınıflandırılması

Evre 1 ( Kompanse şok)

Bu evrede semptonlar belirgin değil, hafif anksiyete, Kan basıncı ve kalp debisi normal veya hafif düşmüş, Kompansasyon mekanizması olan periferik vazokonstriksiyona bağlı uçlarda ve ciltte soğukluk, taşikardi.

Bu döneme preşok dönemi de denir. Normal bir kişi kan volümünün % 10 nun veya 1000 mi sim kaybederse bu duruma girer.

Evre 2 (Dekompanse şok)

Hipovdemik şokta bu evrede kanın %20-25'şi kaybedilmiştir.
Bu evrede doku perfliziyonunun yetersizliğini önlemede kompansasyon mekanizmaları yetersiz kalır. Klasik şok bulguları gelişir. kan basmeı ve kalp debisi düşer nabız filoform veya alınamaz, huzursuzluk, Oligüni, soğuk tenli cild,extnemitelerde siyanoz, taşikardi

Evre 3 (irreversibl şok)

Uzun süren şok tablosu durumunda aşırı doku perfuzyon bozukluğu, hücresel fonksiyon bozukluklarına yol açar. Bu dönemde
Mikrosirkülasyon bozulur
Ağır metabolik asidoz gelişir
Doku hipoksisi olur
Organ fonksiyon bozuklukları olur
Şok tablosu oluşturan en önemli üç neden kalp hastalıkları (kardiojenik), hipovolemi ve sepsistir.

Şokun Çeşitleri

1. Kardiojenik şok
2. Psikojenik şok
3. Nörojenik şok
4. Toksik/Septik şok
5. Anafilaktik şok
6. Hipovdenik şok

Kardiyojenik şok

Kalbin pompalama fonksiyonunun bozulması ve kardiyonik outputun azalmasıyla ortaya çıkar.Kalp atım hızı veya her atımda pompalanan kan miktarı azalmıştır. Genelde miyokardiak enfarktüsün komplikasyonu olarak ortaya çıkar.

Psikojenik şok

Duygusal travma veya psikolojik şok sonucunda ortaya çıkabilir. Bu durumda geçici bladikardi görülür, bu da kardiak outputu azaltır, ve kan basmcı düşer. Aynı zamanda periferal vazodilatasyon ve periferal dirençte azalma olur. Şerebral hipoperfuzyon sonucu hastanın bilinci kaybolabilir.

Nörojenik şok

Şiddetli ağnsı olan hastalarda veya beyin ve spinal yaralanmalarad
görülebilir.
Ağrıda ilk dönemlerde kan basıncı yükselenbilir. Ancak ağn uzun
sürerse veya çok şiddetliyse şoka neden olabilir.

Toksik / Septik şok

Periferal direnç azalır ve kan basmcı düşer.Bunu yanmda toksemi kapillerin geçirgenliğim arttırır. Bu da damarlardan dokulara plazma ve sıvı geçişine neden olur. Sonuçta Intravasküler volüm ve kalbe dönen kan miktarı azalır. Kardiak output azalır kan basıncı düşer. Septik şokta hastanın cildi pembe ve ılıktır.

Anafılaktik şok

İlaç,besin,an,böcek sokması veya başka bazı maddelere alerjik reaksiyon sonucunda vücutta büyük oranda histamin salgılanması ile ortaya çıkar. Histamin vazodilatör bir maddedir. Şiddetli hipotansiyona ek olarak genellikle bronkospazm da gelişir. Bütün vücutta yaygın vazodilatasyon, kan basıncmda düşme görülür. Vazodilatasyon ciltte kızarıklıklara neden olur.
Devamını Oku »

Saç Bakımı ve Saç Temizliği

Saç Bakımı ve Saç Temizliği Hakkında Bilgiler

Evde Saç Bakımı, Saç ve Cilt Bakımı, Doğal Saç Bakımı
Saçlı deri anatomik yapı olarak normal deriye göre daha az gözenekli ve daha çok yağ bezlerine sahiptir. Her saç dibinde bir de yağ bezi kanalı vardır. Bu nedenle saçlı deri çok çabuk yağlanır ve kirlenir.

Saçlı deri, aynı zamanda dışarı ile direkt temasta olduğundan toz ve partiküllerle kolayca kirlenir. Güneşte daha çok terler. Saçlı deride epidermi­sin değişimi daha hızlıdır. Vücut parazitlerinden baş bitinin yerleşme ve çoğalmasına ayrıca diğer deri enfeksiyonları ve mantar hastalıklarının oluşması için uygun bir ortamdır.

Evde yapılan saç bakımı, Başın sabun veya iyi seçilmiş şampuanla yıkanması bol bol su ile duru­lanması, saç temizliği için yeterlidir. Saç bakımında temiz fırça ve tarak kul­lanılır. Kirli ve başkalarına ait fırça ve tarak enfeksiyon aracıdır. Saçı saç istika­metinde fırçalamak, saçlı derideki kan dolaşımını güçlendirir. Böylece saç dibi kanla iyi beslenerek dökülmez. Saçlı deriye elle masaj yapmak da deri sağlığı dolayısıyla, saç sağlığı bakımından çok önemlidir. Saçlı deri esnek, normal yağlı, yumuşak kaldığı sürece saç sağlığı da korunmuş olur.

Yeterli ve dengeli beslenme, temizlik, başın dış etkilerden ve direkt güneş ışınlarından korunması, saç sağlığı yönünden son derece önemlidir. Saç bakımı yöntemleri bu faktörlere bağlı olarak etkisini gösterecektir.

Saç Bakımı

Saç bakımı, saçların düzenli bir şekilde durması hastaya psikolojik etki yapar. Dağınık, dolaşık saçlar hastada ümitsizlik ve moral bozukluğuna neden olur. Çünkü saçlar yüz ve başın estetik görünümü bakımından çok önemlidir.

Günlük saç bakımı hastayı rahatlatır. Hastalığın istenmeyen etkilerini en az düzeye indirir. Saç iyi görünmenin önemli bir unsurudur.

Saç bakımı İçin gerekli olan araç-gereçler şunlardır:

Bayan ve bay için tarak, Saç fırçası, Havludur.

Saç bakımı için aşağıdaki uygulamalar yapılır.

Hasta yatağın bir kenarına çekilir. Hastanın üzerine havlu serilir. Saçlar taranır. Gerekirse bağlanır.

Kadınlarda tarama, saçın başın orta kısmından enseye doğru ikiye ayrılmasından sonra başlanır.

Tarama, saç demetleri halinde bir elle tutularak yapılır.Dolaşmış ve keçeleşmiş saçlar önce yağlanır. 24 saat bekletilir ve taranır. Tarandıktan sonra yıkanır.
Devamını Oku »

Johann Friedrich Meckel ve Divertikulu

Meckel Divertikülü ve Meckel Ganglionu

Johann Friedrich Meckel 1724 – 1774


DİVERTİKULUM KELİMESİ. Latinceden gelen bir kelimedir ve iki kelimeden oluşur. Diverl içe dönük ve çulum da huni şeklinde demektir. Yani büyük bir boşluktan kaynaklanmış küçük bir torba veya cepe benzer.
Barsak 1ardak i çeşitli divertikulumlar çok eskiden beri birçok anatomistler tarafından müşahede edilmiştir/Hatta bunlardan biri hakkında Da­nimarkalı ünlü Ruysch 1701 yılında yayınlamış olduğu bir kitapta geniş bilgiler vermektedir. Bununla beraber 1810 yı­lında Johann Friedrich Meckel (genç) bu gerçek konuya değininceye kadar bu divertikulumların gerçek menşe ve mahiyeti meçhul kaldı. Muhte­lif tipte divertikulumları gayet mükemmel bir tasnife labi tutan Meckel bunlardan biri hakkın­da özellikle geniş bilgiler vermiş ve bu suretle bugün Meckel diverlikulumu olarak tanınan anatomik bölge klasik bilgiler arasına girmiştir. Meckel divertikulumu konjenital barsak deformasyonları arasında hemen en çok rastlanan (% 2) bir durumdur. Genç Mcckel'in tababet ilmine ta­nıttığı bu divertiküle mukabil yaşlı Meckel "Meckel Ganglionunu" tarif etmiştir.

Yaşlı Friedrich Meckel 1724 yılında dünyaya gelmiş ve 1774'te öl­müştür. Göttingen'de okulu bitirdiği sırada 5. kafa çifti hakkında şayanı dikkat bilgi verdiği gibi, bugün Meckel mağarası olarak tanınan boşluğu da tarif etmiştir. Berlin'de Anatomi, Botanik ve Obstetrik profesörlüğü ifa etmiştir. Bugün için gayet acayip gelen bu ihtisas kombinezonu 200 sene evvel çok makbuldü. Yaşlı Meckel bundan başka yine ilk defa ola­rak submaksiller ganglionu da tarif etmiştir. Yaşlı Meckel'in oğlu Philip Friedrich Meckel (1756-1803) Halle'de anatomi ve cerrahi profesörlüğü yapmıştır. Philip'in iki oğlu olmuştur. Küçüğü August Albrecht Meckel, Bern'de anatomi hocalığı ve hekimlik yapmıştır. Büyük oğlu Johann Fri­edrich Meckel ise bahis konusu divertikulum araştırmaları ile ailenin ün­lü bir üyesi haline gelmiştir. Bu bilgin 1781 yılında dünyaya gelmiş ve ilk öğrenimine Halle'de başlayarak daha sonra Göltingcn, Würzburg ve Vi-yana'da tahsilini tamamlayarak Tıp Doktoru unvanını almıştır. Genç Meckel Hollanda. Fransa, İtalya ve İngiltere'de uzun bir tetkik seyahati­ne çıkmış ve 1806 yılına kadar, doğup büyüdüğü şehir olan Halic'e dönmüş­tür. 1808 yılında bu şehirde anatomi ve cerrahi profesörü olmuştur.
Meckel, Almanya'nın yetiştirmiş olduğu en büyük komperatif anatomi üstatlarından biridir. Kendisine Al­manya'nın Cuvier'i adı verilir.
Meckel'in pek çok eseri vardır.

Özellikle patolojik anatomi üzerindeki çalışmaları, normal insan anato­misine ait bir atlas ve vücuttaki anomalileri içeren diğer bir atlas en önemli eserleri sayılır. Fakat Komperatif Anatomi adlı eseri bunların üs­tünde bir şaheser addedilir. Meckel, Halle Müzesi'ne pek çok materyel toplamıştır. İlk defa dedesinin kurmuş olduğu bu müzeyi babası devam ettirmiş ve kendisinin de titiz çalışmaları sayesinde Halle Müzesi dünya­nın en mükemmel bir müzesi haline gelmiştir.
Devamını Oku »

Thomas Wharton – Wharton Kanali

Thomas Wharton Kimdir (1614-1673)

Wharton Kanalı


RESTORASYON DEVRİNDE yaşayan ve tababete en çok hiz­met eden hekimlerden biri de Thomas Wharton'dur. Hekimlik alanındaki ünü özellikle submaksiller bezin kanalını yani "Wharton kanalım" tarif etmesinden ileri gelir. Sözkonusu kanal Wharlon"lan 100 yıl kadar önce bir İtalyan anatomisti tarafından da görülmüş ol­makla beraber kanalı en iyi ve gerçeğe yakın bir şekilde Wharton tarif etmiştir. Thomas Wharton, İngiltere'de Winston'da dünyaya gelmiştir. Öğrenimini hem Oxford hem de Cambridge Üniversiteleri'nde yap­mıştır. Savaş çıkınca Londra'ya gelmiş ve Olivcr Cromwell'in hekimi olan John Bathurst'tan ders almıştır. Hekimlik unvanını hem Oxford hem de Cambridge'den almıştır. Dr. Wharton 1665 yılında zuhur eden büyük veba salgınında Londra'yı terk etmemiş olan nadir hekimlerden biridir. Bu sırada St. Thomas hastanesinin hekimi idi. O esnada kral olan 2. Charles kendi hasla muhafızlarım hastaneye yatırdığı takdirde. VVharton'u salgın bittikten sonra özel hekimliğine tayin edeceğini bil­dirmişti. Bu sözden kısa bir süre sonra salgın sonlanmış, fakat dönek ve oynak karakterli olan kral bu vaadini yerme getirmemiş ve VVhar­ton'u atlatmıştır. Wharton, (Karaciğerin Glisson kapsülünü) tarifeden Sir Francis Glisson'un en yakın arkadaşı idi.

Dr. Wharton, Aldersgat Sokağı"ndaki evinde yalnızlık içinde dün­yaya gözlerini kapadı. Adı anatomi ilmi ile beraber nesiller boyunca yaşayacaktır.
Devamını Oku »