Friday, February 7, 2014

Gabriel Fallopius – Fallop Tupleri

Gabriel Fallopius (1523-1562)

Fallop Tüpleri


GABRİEL FALLOPİUS. 16. yüzyılın en ünlü anatomistlerin-den biridir. Kısa süren hayatında (39 yaşında ölmüştür) birçok keşiflerde bulunmuştur.

Fallopius, insan yumurtalık yollarını gayet iyi tarif etmiş ve bu yolla­ra adı verilerek "Fallop tüpleri" denmiştir. Bundan başka yumurtalıkları ve ligamentum rotundayı tarif etmiştir. Semi sirküler kanalları da keşfe­den bu analomist yine ilk defa olarak nervus trigeminus, nervus akusti-kus ve nervus glossofaringesu da anatomi bilgisine hediye etmiştir. (Fallop Tüpü)

Fallopius, büyük anatomisi Vesaliııs'un en gözde öğrencilerinden biri idi. Kendisi ile beraber o çağın bazı İtalyan anatomistleri modern anatominin temellerini atmışlardır. Şunu unutmamak lazımdır ki 16. yüzyıla kadar insanlar, insan cesedinin disseksiyonunu yapmak ve gör­düklerini tespit etmek olanağından mahrum idiler. Bu tarihe kadar çe­şitli dini baskılar herhangi bir disseksiyonun yapılmasına engel olmak­ta ve dolayısıyla anatomi ilminin de ilerlemesine engel oluşturmaktay­dı. İkinci yüzyıldan 16. yüzyıla kadar anatomi ilminde hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Üniversitelerde pek nadir olarak yapılan anatomi derslerinde, bu dersin hocası sadece Galen'in yazdıklarını tekrar eder­di. Bunlara itiraz edecek herhangi bir kimse, çok kötü karşılanır ve ade­ta dünyanın düz olmadığını iddia eden bir kimsenin uğrayabileceği kötü muameleye tabi tutulurdu. Çünkü, o devirde dünyanın da düz olduğu itiraz kabul etmez bir gerçek addedilmekte idi. Vesalius ve öğrencileri anatominin bu karanlık gidişini nura gark ettiler.

Gabriel Fallopius. Modena'da doğdu. İlk zamanlarda skolastik bir öğrenim ve terbiye gördü. Fakat tıp öğrenimine karar verdikten ve başladıktan sonra skolastik öğrenimden vazgeçti. Fallopius büyük üstadı Vesalius'a karşı büyük saygısı ile onun izinde oldu. 1551 yılında da Padua Üniversitesi 'nde Anatomi profesörü olarak onun yerine geçti.

Fallopius çok yönlü bir insandı. Anatomi çalışmaları yanında kimya, botanik ve cerrahi konusunda da yazmış ve dersler vermiştir. Paduada botanik bahçesini kurma ve bakmakla beraber pratik cerrahi hususunda da usta idi. Adı hiçbir zaman unutulmayacaktır.
Devamını Oku »

İbni Sina Hayati ve Calismalari Hakkinda

Türk Tıp Bilim Adamları

İbni Sina Hayatı – Büyük Türk Hekimi (980-1038)

İbni Sina Kimdir?


FİKRİ VE zekası asırlarca ve asırlarca tıp dünyası ve felsefe ale­mi üzerinde hüküm sürmüş olan İbni Sina bir Türk'tür. Eserle­rinden birçoğunun Arapça olmasından dolayı Avrupalılar tarafından Arap sanılan bu Türk hekimi 980'de Buhara civarında Harmitan isimli bir köyde doğmuştur. Babasının adı Aptullah, kendisininki Hüseyin'di. Sina adını, dedesinden alır.

İbni Sina Çalışmaları Hakkında Bilgi

İbni Sina, önce okuyup yazma öğrendi. On yaşımda Kur'an'ı ezbe­re biliyordu. Ne hesapta ne de Arapça şiirde güçlük çekiyordu. Eucli-des'in geometrisini, Ptolemee'nin Al ınegislos adlı matematik kitabını hatmetmişti. Bu sıralarda Buhara'ya Natili isminde bir filozof geldi. Babası ilme karşı çok ilgili olduğu için bu filozofu evine alarak İbni Si­na'yı ona teslim etti. İbni Sina bu şahıstan çok faydalandı. Bir süre son­ra kendini tıbba verdi. On altı yaşında iken birçok doktorların kendisin­den ders aldıkları bir hekim haline gelmişti.

İbni Sina'nın büyük Türk Âlimi Farabî'nin Aristo hakkında yazıl­mış bir tefsiri eline geçti. Aristo'nun gizli hazinesini kendisine açan tıl­sım işte bu kitap olmuştur.

19 yaşında iken Buhara emiri Mansur oğlu Nuh'u iyi etti. Böylelik­le Nuh'un dostu oldu ve onun kitaplığından bol bol yararlandı. Bu çok zengin bir kütüphane idi. Bir süre sonra bu kütüphane yandı. İbni Si­na'nın o zamanki rakipleri bu kütüphaneyi kendisinin yaktığını iddia ederler. Güya. böylelikle İbni Sina'nın bildiğini başkası bilmek imkanım bulamayacakmış...

Yirmi iki yasında iken İbni Sina babasını kaybetti ve o tarihten son­ra Kurkanca'ya gitti. Oradan da birçok şehirlere giderek zamanın ilim adamları ile tanıştı. Ebu übeyd Curcani ile çalıştı ve bu zatın teşviki ile (Şifa) isimli kitabını yazmaya başladı. Bundan evvel de (Kanun) kitabı­nı yazmaya başlamıştı. Her gece İbni Sina'nın evinde öğrencileri topla­nır ve İbni Sina aynı zamanda her iki kitabı dikte ederdi. Bu sırada Ha-medan emiri kendisine vezirlik teklif etti. Fakat bu teklifin yazılarına en­gel olacağını anlayan İbni Sına, Ebu-Galip isminde bir atların evinde saklanarak kitaplarını yazmaya devam etmişti. Günde elli yaprak yazar­dı. Kendisini gizlendiği yerde de rahat bırakmamışlardı. O da Isfahan emirine bir mektup yazarak kendisini yanına aldırtmasını rica etti.
Bu mektuptan, Hamedan emrinin haberi oldu, eminin canı sıkıldı, İbni Sina'yı hapsettirdi. Dört ay hapiste kaldıktan sonra kaçtı ve İsfa­han'a vasıl oldu. Artık İbni Sina rahat çalışma olanağını bulmuştu. Pek-çok eserini o tarihten sonra yazdı.

İbni Sina'nın ölümü bir barsak koliğinden olmuştur.

En ünlü eseri (Kanun), Pastör zamanına kadar birçok tıp okulların­da okululmuştur. Mikrobun keşfinden evvel İbni Sina: "En iyi ve tehli­kesiz su, kaynatılıp soğutularak içilen sudur' diye iddia etmek sureliy­le infeksiyon hastalıklarında mikrop fikrini ilk defa ortaya atanlardan biridir.
Devamını Oku »

Galen (130-200) – Galen Venleri

Tıp Bilim Adamları

Galen (130-200) – Galen Venleri


ESKİ TABABETİN Hipokrat'tan sonra en büyük bilgini Clarissimus Galenos (Galen)'dir. Galen, 130 senesinde Bergama'da dünyaya gelmiştir. Babası mimardı. Galen zamanının en ileri tıp okul­larının bulunduğu İzmir, Korent ve İskenderiye'de tahsil etmiştir. 28 yaşında Bergama'ya dönmüş ve 4 yıl gladyatörlerin cerrahlığını ifa et­miştir. 161 yılında Roma'ya gitmiş ve orada tababete başlamıştır. Roma'da halkın yararlandığı anatomi kursları açmış ve kısa zamanda şöh­ret sahibi bir hekim olmuştur. Bu şöhret sayesinde gittikçe ilerlemiş ve bir gün imparator Mark Orelius'un çok fazla peynir yemekten ileri ge­len mide rahatsızlığını tedavi etmek üzere saraya davet edilmiştir. Bu suretle imparatorun resmi hekimi haline gelmiştir. Galen bu hükümdar­la beraber Almanya üzerine yapılan bir akına da iştirak etmiştir. Mark Orelius'un ölümünden sonra Commodus ve Septim Severin de özel hekimliğini ifa etmiştir. Bununla beraber Galen, pratik tababetten çok fazla yorulmuş ve bıkmış olduğu için kendisini okuma ve araştırmaya vermiştir. Bu esnada şehir şehir dolaşıyor ve dersler veriyordu.

Galen, eski yazarlar arasında en ünlü olanıdır. Vücuda getirmiş ol­duğu eserler zamanının muazzam bir ansiklopedisini teşkil etmektedir. Fizyoloji konusunda ilk defa deneysel araştırmalar yapan bilgin Galen'dir. Bu çalışmaları sırasında kan dolaşımını keşfetmesine ramak kalmıştır. Kaleme almış olduğu birçok hatalar ve açıklaması olmayan hususlar da mevcut ise de genellikle eserleri asırlarca tıp ilmi için kıymetli kaynak teşkil etmiştir.

Galen, kala sinirlerini ve sempatik sinir sistemini ilk defa tarifeden hekimdir. Bu çalışkan araştırıcı yine medulla spinalis ve beyin üzerinde tetkik yapmış ve hemipleji hakkında müspet bir bilginin ortaya çıkması­nı sağlamıştır. Bundan başka solunum mekanizması hakkında da değerli açıklamalarda bulunmuştur. Fakat buluşları arasında en önemlisi iltihabın klasik belirtilerini tarif etmiş olmasıdır. Galen, pnömoni ile plörezi arasın­daki farkı büyük bir ustalıkla belirdiği gibi ilk defa olarak anevrizma bah­sinde de çalışmış ve bunu mükemmel bir şekilde tarif etmiştir.

Galen, ilaç konusuna da büyük bir önem vermiştir. Gezmiş olduğu yerlerden ve o zaman için bilinen dünyanın her tarafından çeşitli bitkiler gelirmiş ve bunları Forum civarındaki dükkanında satışa arzetmiştir. Ga­len, tedaviye tabi tutmuş olduğu olgular hakkında geniş bilgiler verme­miş olmakla beraber çeşitli tedavi şekilleri konusunda çok geniş dikkat çekici bilgiler ortaya koymuştur. Deneylen sırasında insan vücudu üze­rinde disseksiyon yapmak fırsatını herhalde elde edememişti. Bununla beraber, domuz ve maymunlar üzerinde çalışarak anatomi merakını tat­min etliği yazılarından anlaşılmaktadır. Belki o devirde insan vücudu üzerinde yapılacak disseksiyonların toplumca iyi karşılanmayacağı düşü­nülebilir. Fakat insan kanı dökmekten zevk alan ve yine insanları sürü ile katliama tabi tutan eski Roma'da ölü vücut üzerinde bir çeşit ameliyeleri hoş görmeyen bir zihniyetin mevcut oluşu gerçekten dikkat çekicidir.

Galen, kendini Hipokrat'ın öğrencisi addetmekte idi. Fakat Galen'de tababetin piri olan Hipokrattaki mütevazi asalet ve deha mev­cut değildi. Hipokrat hiç çekinmeden "Ben bunu bilmiyorum" diyebil-diği halde Galen her konuda konuşmuş ve her soruya muhakkak cevap vermiştir. Bu konuşma ve cevapları yıllar ve asırlarca hekimlik alemi­ne yol gösterici mahiyette adedilmişlir. Denilebilir ki tarihte bu kadar uzun zaman ve derin iz bırakmış başka hiçbir hekim yoktur. Hatta asır­lar geçtikçe Galen hiç hata yapmamış bir hekim olarak kabul edilme­ye başlanmıştır. 1599 yılında Oxford'da hekim olan John Geynes, Galen'in bilgisi hususunda şüphelerini izhar edince büyük bir hücuma maruz kalmış ve mesleki rütbesi geri alınmıştır. Galen, tıp tarihinde çok seçkin bir mevki işgal etmektedir. Ona ''Tababetin Prensi" demek çok yerinde olur. Şunu da ilave edelim ki hiçbir etki ve düşünce Galen'i bu prenslik mevkiinden uzaklaştıramaz. O bu ulvi mesleğin ön-cülerindendir. Tababeti sevenlerin kalbinde her zaman yaşayacaktır.
Devamını Oku »

Hipokrat Kimdir ve Hipokrat Yemini Nedir

Hipokrat Yemini Metni

Littrenin "Oeuvres Completes d'Hippocrate"ından tercüme edil­miştir:

Hipokrat Yemini Nedir

Şifa verici Appolo ile Aesculapius, Hygeia ve Panacea ve bütün di­ğer ilâh ve ilaheler adına yemin ederim ki. elimden geldiği ve aklımın erdiği kadar bu yeminin emirlerini ve taahhütlerini yerine getireceğim. Tıp hocamı anam, babanı kadar aziz kılacağım ve elimdeki ve avu-cumdakini onunla paylaşacağım; eğer bir ihtiyacı olursa yardımına ko­şacağım. Onun oğullarına kendi kardeşlerim gözüyle bakacağım. Eğer isterlerse onlara bu san'atı ücretsiz ve kendilerinden bir taahhüt bekle­meden öğreteceğim. Kendi oğullarım ve hocamın oğullarına ve Tıp ya­sasına göre yeminle bağlanan öğrenciye elimden geldiği ve aklımın er­diği kadar bu san'atı anlatacak ve hasta başında muayene metodlarmı öğreteceğim. Gücümün yettiği, aklımın erdiği kadar hastaların tedavi ve perhizlerini onların menfaatlerine uygun suretle idare edeceğim ve her türlü zararlardan kaçınacağım. Gerek isteyenlere gerek kendiliğim­den hiç kimseye zehir vermeyeceğim gibi kadınlara da çocuk düşür­mek için önerilerde bulunmayacağım. Hayatımı dürüst ve samimiyet içinde san'atımı icra ederek geçireceğim. Mesaneden taş çıkarma (ya­hut erkekleri hadımetme) ameliyesini yapmayacağım; bu işi onunla meşgul olanlara bırakacağım. Girdiğim her eve ancak o evdeki hasta­ların faydasını sağlamak için gireceğim. Ve her türlü fena ve ahlakı bo­zan hareketlerden kaçınacağım gibi kadın ve erkek hastalan isler hür olsun, isler esir olsun iğfalden içtinap edeceğim. Gerek san'atımın ic­rası esnasında ve gerek san'at icrası haricinde görüp işittiklerimden açıklamaya lüzum olmayanları, böyle ahvalde sır saklamayı bir ödev telakki ederek, kimseye açıklamayacağım. Eğer bu yemin ve taahhüdü bozmadan yerine gelirirsem hayattan ve san'atımdan alacağım zevk ve insanlar arasında daima göreceğim saygı bana helal olsun; eğer bu ye­mini tutmazsam veyahut yalan yere yemin etmişsem hayal ve san'at-ları alacağım zevk bana haram olsun ve insanlar arasında şeref ve itibara erişmeyeyim.

Tıp Bilim Adamları

Hipokrat Kimdir, Hipokrat Hayatı ‘460-370’ (M.Ö.)

HEKİMLİĞİN BABASI addedilen Hipokrat gelmiş geçmiş he­kimleri de en büyüğü sayılır. Milattan Önce, 460'da mermeri ve yabani zeylin ağaçları ile ünlü Kos Adası'nda dünyaya gelen bu üs­tadın da babası bir hekimdi.

Gerçek tababet Hipokral'la başlamıştır denilebilir. Tedavi sanalını kuran ve bunu birtakım batıl inanışlardan kurtaran şahıs Hipokrattır.

Hipokrat'ın hayatı hemen hemen gezmekle geçmiştir. Bütün eski Yunan'ı dolaşarak dersler vermiş ve birçok öğrenciler yetiştirmiştir. İki oğlu da babalarının etkisi ile yine hekimlik sanatını benimsemişlerdir. Hipokrat ve öğrencileri hastalıkları gayet güzel bir şekilde tarif etmiş­ler ve bu husustaki gözlemlerini de açıkça yazmışlardır. Hipokrat'ın verem, puerperal enfeksiyon ve epilepsi alanında ortaya koyduğu esas­lar bugünküne o kadar uygundur ki, bunları modern bir ders kitabında bile yayınlamak mümkündür.
Hipokrat'ın çeşitli buluşları arasında özellikle (Hipokrat Yüzü) ta­nımlaması önemli bir yer işgal etmektedir. Genel olarak abdominal sendromların ve bu arada peritonitlerin son zamanlarında teşekkül eden bu yüz ifadesi "Facics Hipocratica" terimi ile klasik tıp literatü­rüne geçmiştir. Burnun uzamış bir manzara göstermesi, gözlerin çuku­ra kaçması, etrafın ve bu arada kulak ve şakak kısımlarının uçuk bir renk almaları bu yüz ifadesinin karakteristik noktalarıdır. Hipokrat, ölüme öncülük eden bu hali çok mükemmel bir şekilde anlatmışın'.

Hipokrat Sözleri Hakkında

Hipokrat'ın aforizmleri yani atasözleri de pek meşhurdur. Geniş tecrübesine dayanarak ileri sürdüğü bu vecizelerin büyük kıymeti var­dır. Asırlarca evvel söylenmiş olan bütün bu sözler bugünkü klinik tec­rübelere dahi uygun düşmekte ve teyid edilmekledir. Bu aforizmlerden birkaçı:

1- Bir yaralanmayı müteakip husule gelen konvulsiyon öldürücü mahiyettedir (Tetanos).
2- Doğuştan şişman olan kimseler zayıflara nazaran ani ölüm olay­ları ile daha fazla karşılaşırlar.
3- Delirium'dan sonra uykunun başgöstermesi iyiliğe işarettir.
4- Yaşlı kimselerin hastalıkları gençlerden daha azdır. Fakat ileri yaş­larda ortaya çıkan ve kronikleşen bir hastalık insanı ölüme sürükler.
5- Baş yaraları ne ihmal edilmeli ve ne de hayattan ümidi kesecek kadar cesaret kırmalıdır.

Hipokrat herhangi bir alanda uzman değildi. Her çeşit hastalığı iyi ederdi. Onun tedavisinde esas, semptomatik bir salah elde etmek ol­makla beraber, iyi bir bakım ve gıdalarıma tarzına da önem verirdi. Hi­pokrat herşeyden evvel hastanın menfaat ve şifa bulmasının esas oldu­ğunu ileri sürmüş ve bunu da birtakım yasalar ve prensiplerle gerçek haline getirmeye çalışmıştır. Bugün Tıp Fakültesi'nden mezun olan her hekim tababet sanatını icra etmeye başlamadan önce bu kural ve ah­laki nizama riayet edeceğine dair yemin etmektedir.

Hipokrat'ın ölüm tarihi kesin olarak belli değildir. Fakat Milattan Önce 377 ila 359 tarihlerinde ölmüş olması muhtemeldir. Sonuncu tarih eğer gerçek ise öldüğü sırada 101 yaşında olması gerekir.
Devamını Oku »

Meme Kanseri ve Radyoterapi

Meme Kanseri ve Radyoterapi
Meme kanserinde tedavi amacıyla radyasyon uygulaması ilk olarak 1949’da yapılmıştır. Ancak radyasyonun, sebep olduğu mortal düzeydeki kardiyak yan etkiler sebebiyle sağkalımı azalttığının ortaya çıkmasından sonra RT uygulamasında tereddütler ortaya çıkmıştır. 1997 yılında Overgaard ve ark. ile Ragaz ve ark. çalışmalarında, mastektomiden sonra lenf bezi metastazı ya da 5 cm’den büyük tümörü olan olgularda adjuvan radyoterapinin lokal nüksleri azalttığını ve sağkalımı %9 mutlak değerde artırdığını bildirilmeleri RT’nin tedavi planlamasında tekrar yer almasına sebep olmuştur. Yapılan yeni metaanalizler de bu çalışmaları doğrulamıştır.
Günümüzde erken evre (Evre 1 ve Evre 2) meme kanserinde meme koruyucu cerrahi sonrası RT, tedavinin mutlak bir komponenti kabul edilmektedir. Daha ileri evre olgularda adjuvan RT’nin lokal yineleme riskini azalttığı ve aksilla metastazı yapmış olgularda sağkalımı arttırdığı gösterilmiştir. Lokal ileri hastalıkta ise neoadjuvan sistemik tedavi sonrası lokal kontrolün sağlanması için modifiye radikal mastektomi ile birlikte RT’ye mutlak ihtiyaç duyulur. Lokal bölgesel yinelemelerde de RT’den yararlanılmaktadır. Lokal kontrolü sağlaması dışında RT’nin uzak metastazlar üzerine de olumlu katkılar sağladığı gösterilmiştir . Mastektomi sonrası RT uygulanmasındaki amaç, operasyon sonrası göğüs ön duvarında, ciltte, rest meme dokusunda ve bölgesel lenfatiklerde bulunan tümöral hücrelerin yok edilmesidir. Bu sebeple meme koruyucu cerrahi uygulanmış tüm hastalarda postoperatif dönemde tüm memeye RT uygulanması bugün için rutin standart bir uygulama olmuştur.





Radyoterapi Uygulaması









a) Göğüs duvarı ışınlaması: Bu alanın sınırları klinik olarak belirlenir. Mastektomi sonrası ışınlamalarda mastektomi skarı tamamen hedef volumün içinde olmalıdır. Göğüs duvarı RT alanı; medialde sternum orta hattına, lateralde orta aksiller çizgiye kadar uzanır. İntakt meme ışınlamalarında meme dokusu palpe edilerek verilen 1 cm sınır lateral kenar için yeterli olur. Üst sınır klavikula başı hizasından geçmektedir. Alt sınır karşı memenin bittiği bölgenin 1-2 cm altına uymaktadır. Akciğer volümü 2-3 cm kadar tanjansiyel alana dahil edilebilmektedir.









b) Periferik lenfatik alan ışınlaması: Supraklaviküler-aksilla alanı tek ön alandan ışınlanabilir.









Supraklaviküler alanının medial sınırı sternum orta hattından geçip krikoid kıkırdak hizasında boynu çaprazlar (spinal kord ve özefagus koruması nedeniyle). Alanın dış yanı humerus başını çaprazlayarak (humerus başı koruması nedeniyle) aksilla kıvrımına uyar. Alt sınır tüm aksilla tedavi edilecek olgularda ikinci kot ortasından, yalnız aksilla apeksi ışınlanacaklarda ise birinci kot ortasından geçer. Ayrıca bu alana 12-15° açı verilerek trakea, özofagus ve medulla spinalisin korunması sağlanır.









Arka aksiller alan, dozu tamamlamak üzere ilave edilebilir. Arka aksilla medial-superiorda klavikulaya, inferiorda kot kavsine, lateral superiorda ise humerus başını çaprazlar














c) Radyoterapi dozu: Günümüzde klinik uygulamada tüm memeye toplam 50 Gy tümör dozu, 25 fraksiyonda verilmektedir ve günde bir kez olmak üzere haftada 5 kez uygulama yapılmaktadır. Meme yatağına ek doz uygulaması özellikle 50 yaş altındaki olgularda lokal kontrolü artırmaktadır. Genel yaklaşım tüm meme ışınlamasını takiben tümör yatağına 16 Gy ek doz verilmesidir. Ek doz foton, elektron ya da brakiterapi de verilebilir.
Devamını Oku »

Meme Kanseri Evreleri Tedavisi

Meme Kanseri Evreleri Tedavisi
a) Evre 0: Aynı zamanda “in-situ” olarak da adlandırılır. Bu kanserler yerlerinde kalmış ve çevre dokulara sıçramamış kanserlerdir. Klinik kontrollerde tanısı konan kanserlerin yaklaşık olarak %15 ila %20'si Evre 0 kanserlerdir. Tedavisi cerrahi ve ilave olarak RT’dir.

b) Evre 1: Meme koruyucu tedavi: lumpektomi ve koltuk altı lenf bezlerinin alınmasını takip eden radyasyon tedavisi yapılır. Gerekiyorsa kemoterapi veya hormonoterapiler eklenir. Gerekirse mastektomi ve lenf nodu disseksiyonu da yapılabilir.

c) Evre 2: İçin genelde uygulanan tedavi şekli Evre I ile aynıdır ancak eğer tümör büyükse
ya da lenf bezlerine sıçramışsa kemoterapi, hormonoterapi ve radyasyon tedavisinin tamamlayıcı olarak önerilmesi daha yaygındır

d) Evre 3A: Standart tedavi mastektomidir. Operasyon sonrasında genelde radyasyon tedavisi ve sistematik tedavi olarak kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanır. Eğer tümör çok büyükse, operasyon öncesinde tümörün boyunun küçültülmesi amacıyla kemoterapi uygulanabilir, bu tip kemoterapi uygulamalarına neoadjuvan kemoterapi denir. Neoadvujan kemoterapiye yardımcı olması amacıyla operayon öncesi hormon tedavisi de eklenebilir.
e) Evre 3B: Evre 3B meme kanserinin standart tedavisi genellikle neoadjuvan kemoterapi ile başlar. Orijinal tümörün boyunun istenen oranda küçülmesi sonrasında lumpektomi veya mastektomi yapılır. Operasyon sonrası uygulanan standart tedavi ise, radyasyon tedavisi, kemoterapi ve hormon tedavisidir.

f) Evre 4: Evre 4 meme kanserinin tedavisinde temel amaç yaşam süresini ve kalitesini arttırmak ve hastanın şikayetlerini gidermektir. Tedavide genelde kemoterapi ve hormon tedavisi gibi tüm vücudu etkileyen sistematik tedaviler uygulanır. Hastanın şikayetlerinin azaltılması amacı ile bazı durumlarda mastektomi de önerilebilir.
Devamını Oku »

Meme Kanseri ve Epidemiyoloji



Epidemiyoloji
Kadınlarda meme kanseri günümüzde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser olup kanserden ölüm nedenlerinde ilk sıralarda yer almaktadır. Her 10 yeni kanser olgusundan biri meme kanseri olup insidansı bölgesel olarak farklılıklar göstermektedir. İnsidansı; gelişmiş olan ülkelerde yaklaşık yüzbinde 80’den fazla iken gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 30’dan azdır. Ülkemizde ise T.C. Sağlık Bakanlığı 2005 verilerine göre kadınlar arasında meme kanseri insidansı yüzbinde 35’dir

Tanısal Yaklaşım
Fizik muayene ve laboratuar testlerini takiben radyolojik görüntüleme yöntemleri ve bunların eşliğinde yapılabilen biyopsi sonrasında tanı konur.
Meme Kanserinde Tümör Boyutu-Lenf Nodu-Metastaz Evrelemesi

Tanı alan her olgu, tedavilerinin planlanması ve tedavi sonuçlarının takibi ile tedavi protokollerinin karşılaştırılması ve tekrar gözden geçirilmesi maksadıyla evrelendirmelidir.
Devamını Oku »